AV HAYVANLARI

DOMUZ AVCILIĞI

Bek avı yıllardan beri süre gelen bir avlanma şeklidir. Bu av sabah gün doğarken veya akşam gün batarken yapılabilir. Her iki avlanma zamanında da yaban domuzunun yemlenme ihtiyacı gözönüne tutulur. Dolayısıyla ekili alanların yakınları avlanmak için ideal arazi parçalarıdır. Bütün günü ormanda aç geçiren yaban domuzu gün batımıyla beraber karnını doyurmak için bağ, bahçe veya ekili alanlara gitmek mecburiyetindedir. Bu alanlara hangi yollardan gittiği yumuşak topraklarda bıraktığı izden kolaylıkla anlaşılabilir. Avcı bu yolaklar üzerinde beklemek suretiyle avını gerçekleştirebilecektir. Dolayısıyla 'bek avı' tabiri bu avın doğasından kaynaklandığı için bu ismi almıştır. Dikkat edilmesi gereken en önemli husus iyi saklanabilmektir. Yaban domuzlarının çok iyi derecede koku alma ve ses duyma özelliklerinin olduğu hiç hatırdan çıkarılmamalıdır. Bu avda sessizlik, çok önemlidir. Bek avı yapılacaksa sigara içilemeyeceği gibi parfüm ve deodorant kullanılmamalıdır.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus bek avına çıkan avcıların belirlenen bir saatten evvel bek yerlerini terk etmemelidir. Acil durumda herhangi bir avcı bek yerini terk edecek ise ses ve ışık cihazlarıyla dikkati çekecek ölçüde gürültü yapmasıdır. Bu kendi can güvenliği için zorunludur. Bu avda av köpeği kullanılmaz. Avın bitişi avcıbaşı tarafından belirtilir. Bunun işareti ancak önceden kararlaştırılan bir düdük sesiyle olabilir. Örneğin uzun uzun veya kısa kısa eşit aralıklı üç düdük sesi gibi. Bu işareti duyan avcılar aynı sesi tekrarlamak suretiyle çevrelerindeki diğer arkadaşlarına duyurmaya çalışırlar. Daha önceden bek avının biteceği saat herkes tarafından bilindiği için bu işaret, avın bittiğinin bir diğer ifadesidir. Bu işaretten sonra hiç kimse her ne maksatla olursa olsun atış yapmamalıdır. Bu işaretten evvelde (gerekçesi ne olursa olsun) av sahasında asla dolaşılmaz. Bu disiplin sabah ve akşam beki için geçerlidir.

Belirli bir bölgede yaban domuzu popülasyonunun artması halinde pek çok avcının bir araya gelmesi suretiyle yapılan avlanma şeklidir. Yöre avcıları yaban domuzunun yaşama alanlarını ve yataklarını gayet iyi bilirler. Bu avda yöre avcıları genellikle süren yaparken bu ava katılan diğer avcılar (misafir) bek yaparlar. Bu görev bölümünü bu avın organizasyonunu yürüten avcıbaşı yapar. Dolayısıyla sürek avı sırasında 'bek' yapacak avcılar var sayılan kaçış noktalarına avcı başının talimatıyla yöre avcıları tarafından özenle yerleştirilirler. Bu aşamada misafir avcıların (bek yapacak olanlar) sahip oldukları silahlar ve kişisel yetenekleri göz önünde bulundurulur. Örneğin yivli silah sahibi bir avcı açık bir alanı kontrol edecek şekilde araziye yerleştirilir. Çünkü yaban domuzlarının hangi dereden veya hangi taşın dibinden geçit yapacağı ancak yöre halkı tarafından bilinebilir. Sürek yapacak avcılar (sürenciler) ise arazinin yapısına göre aynı hizada olmak kaydıyla belirli aralıklarla ve aynı yürüme temposuyla avcıbaşının başlama işaretiyle beraber araziye girerler. Bu yürüyüş esnasında olabildiğince ses çıkarma gayreti içinde olurlar. Bu da yöreye göre davul ve teneke çalmak veya havaya silah atmak suretiyle olabilir. Avcıbaşı bu yürüyüş kolunun tam ortasında bulunur. Sürencilerin yönlendirilmesi avcıbaşı tarafından yapılır. Bu avda yoğun şekilde köpek kullanılır. Sürencilerin süren esnasında kuru sıkı dolu kullanması tercih edilir. Gürültü çıkarmak maksadıyla gerçek mermi kullanılacaksa bu atışlar doğrudan havaya yapılmalıdır.

Önceden bek yerine yerleştirilen avcılar sürek avının hangi saatte başlayacağını bilmek zorundadırlar. Başlama saatinden sonra sessizlik şarttır. Bek yapan her avcı sağındaki ve solundaki avcılarla olan mesafesini bilmek ve korumak zorundadır. Av başlamadan evvel seslenmek suretiyle çevresindeki arkadaşlara kendisinin nerede olduğunu kesin şekilde belirtir. Ayrıca o da diğer arkadaşlarının nerede olduğunu net bir şekilde bilmek zorundadır. Bek yapan avcıların kırmızı veya oranj ağırlıklı kıyafet taşımaları kendi can emniyetleri bakımından önemlidir. Bekleme sırasında yaban domuzlarının tahmini geliş istikametini bildiği için nerelere atış yapıp yapamayacağını plânlamak zorundadır.
Sürek avının başlama saatinden sonra ilk silah sesleri ve köpek havlamaları sürencilerin kendisine olan uzaklığı tahmini olarak belirler. Rutin köpek sesleri değiştikçe yaban domuzlarının bek yapan avcıya her an daha çok yaklaştığı düşünülmelidir. Bunun bir diğer delili tilki veya benzeri av hayvanlarının bek mahallinden öncelikle geçmesidir. İşte bu aşamada bek yapan avcıların bu hayvanlara atış yapmaması gerekmektedir. Böyle bir atış yaban domuzlarının yön değiştirmesine sebebiyet verecek, dolayısıyla büyük zahmetlerle yapılan sürek avı hüsranla sonuçlanacaktır. Bu avda da bek yapanlar avın heyecanına kapılıp asla yer değiştirmemelidirler. Av sürencilerle bek yapanlar bir araya gelince bitmiş sayılır. Bir süre dinlenen sürenciler uygun görülürse bir diğer bölgeyi sürmek için ava yeni baştan başlayabilirler. Bu durumda bek yapanlar yeniden bek yerlerine gitmek için gerekirse ulaşım araçlarıyla hareket ederler. Bu işleme 'yeniden bağ yapmak' denir. Bu kararı ancak avcıbaşı verebilir.

Bek avı ve sürek avında hiçbir zaman unutulmaması gereken en önemli kaide atışlarda gözetilmesi gereken emniyet unsurudur. Avcı hiçbir zaman çalı kıpırtılarına atış yapmamalıdır. Unutmamak gerekir ki 'Başka bir avda ya da yeni bir bağda bir yaban domuzu bulunabilir, ancak yanlışlıkla vurulan bir avcı asla geri gelmez.'

TÜFEK
Yaban domuzu avında yivli av silahı kullanmak en doğru tercihtir. Bu konuda; MAK kararlarının 'Avda Kullanılan Silahlar' başlığı altında 'Yaban domuzu, kurt ve çakal avında yivli ve yivsiz, diğer avlarda ise çapı asgari 6,5 mm. olan yivli av tüfeği veya ok-yay arbalet kullanılacaktır' şeklinde yasal bir zorunluluk vardır. Bu durumda minimum 6,5 mm.'den büyük yivli av silahları bu avda kullanılabilir.
Arazi yapısına göre; 50 metre mesafede içinde yapılacak atışlar için 180 - 220 grain'lik mermiler tercih edilir. Hollow point mermi uçları yapısından dolayı kısa mesafede çok büyük tahrip gücüne sahiptir. 100 metre ve üstündeki mesafeler için mermi yolunun bozulmaması temin maksadıyla Silver point mermiler daha uygundur. Tercih edilen ağırlık ise 120-150 grain'dir. Bu konuda avcının geçmişte kazandığı tecrübeler ona yardımcı olacaktır.

Yivsiz av silahlarında önerilen kalibre 12'dir. Uygun fişek ise tek kurşundur. Dokuz iri saçma ihtiva eden (Şevrotin) dolularda sekmeden doğacak kaza ihtimali yüksektir.
Bir diğer dezavantajı hayvanı yaralama olasılığının yüksek olmasıdır. Namlunun tek kurşun için özel olarak imal edilmesi bir avantajdır. Bu namluda yivsiz av tüfeklerinde olmayan gez tertibatı vardır (Slug barrel).

KIYAFETLER
Bu tür avlarda tehlike yaban domuzlarından ziyade diğer avcılardan geleceği için, diğer avcıların görebileceği türden giysiler giymek ve özellikle kırmızı veya oranj ağırlıklı bir şapka takmak şarttır. Eğer mümkün ise sürencilere fosforlu ve oranj renkli yelekler dağıtılmalıdır. Ancak devamlı oturarak, hareketsiz ortamda yapılan bir av şekli olduğundan özellikle kış ortamında, soğuktan etkilenmemek için sıkı giyinmek gereklidir. Sıcak havalarda ise pamuklu giysiler tercih edilir.

DERYA AV TÜFEK SANAYİ
Otomatik, Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Silah Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Pompalı, Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Silah Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Tek Kırma, Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Silah Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Havalı, Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Silah Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Otomatik Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Silah Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Pompalı Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Silah Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Otomatik Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Silah Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Tek Kırma Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Silah Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Havalı Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Silah Av, Tüfek, Av Tüfek, Av Silah, Derya Silah Sanayi, Üzümlü, Konya, Türkiye. Otomatik, Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Silah Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Pompalı, Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Silah Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Tek Kırma, Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Silah Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, HSilahalı, Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Silah Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Otomatik Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Silah Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Pompalı Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Silah Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Otomatik Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Silah Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Tek Kırma Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Silah Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya HSilahalı Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Silah Silah, Tüfek, Silah Tüfek, Silah Silah, Derya Silah Sanayi, Üzümlü, Konya, Türkiye.

TAVŞAN AVCILIĞI

Tavşana genellikle keklik meralarında rastlar, ya köpeğimizin fermasında veya köpeğimiz yoksa attığımız taşla, çalıdan fırlatır avlarız. Özellikle tavşan avının da çeşitleri vardır. Belli başlı tavşan avı çeşitlerini de şöyle sıralayabiliriz:

1. Ferma köpeğiyle arama avı
2. Kopoyla tavşan avı
3. Tazıyla tavşan avı
4. Bek avı veya önezi avı
5. Tarama avı
6. İz avı

Ferma köpeklerle yapılan zevkli bir avdır. Yukarda belirtildiği gibi genellikle keklik ve çil avı ile birlikte yapılır. Ancak sadece tavşan aranacaksa, hava şartları, bilhassa gecenin nasıl geçtiği, rüzgâr durumu gözönünde tutulur. Hava poyraz ve rüzgârlı ise, Güney yamaçlardaki dereciklerde, tabandan ziyade sırta yakın yerlerdeki fundalıklar, kuytu taşlıklar aranır. Lodos havalarda tavşanı Kuzey bölgelerinde tabana yakın oyuntular ve yarıntılar kenarında aramak mümkündür. Sakin ve kuru ayazlı geçen gecelerde tavşan sırtlarda herhangi bir yerde yataklanır. Tavşan, köpeğin fermasında genellikle fazla sabredemez. Hele avcının da köpeğe yaklaşması üzerine fırlar. Tavşan fırlar fırlamaz köpek de çok zaman arkasından atılacağı için hemen ateş etmek tehlikelidir. Köpeği de vurmak veya yaralamak ihtimali vardır. Tavşanın zikzaklarını yapıp bir istikamete yönelmesini beklemek, 15-20 metre uzaklaştıktan sonra, tabiatıyla arazi yapısı müsait ise, atış yapmak uygundur. Köpek olmadığı zamanlarda, çalılar taşlanır, ses çıkartılarak tavşanı ürküterek kaçması sağlanır. Arama avında yavaş hareket etmek, zaman zaman duraklamak faydalıdır. Tavşan, hizasına gelen avcıyıgenellikle bir miktar geçirdikten sonra ters istikamete kaçmayı dener. Böyle hallerde tüfeği aniden omuzlayıp ateş etmede ufak bir dikkatsizlik, sağında veya solundaki arkadaşa saçma değdirmeye sebep olur. Bu sebeple çalı, dikenlik gibi, dibinde tavşan yatabileceği tahmin edilen yerlere, fırlayan tavşan ileri kaçacak şekilde yanaşmalıdır.

Kopoylar özellikle tavşan avı için yetiştirilen av köpekleridir. Polonya ve Balkan menşeli olan bu köpekler, yurdumuza tahminen 90-100 yıl önce getirilmişlerdir. Bu köpekler yerde iz sürerek, yani toprakta izle kalan avın kokusunu takip ederek, avı yatağında bulan kaldırıp kovalayan ve avcının önüne süren köpeklerdir. Yaban domuzu, geyik, karaca hatta çakal, tilki avlarında da kullanılırlar. Tavşana alıştırılan köpekler tavşanın izini bulur. Bu izi takiple yatağından tavşanı kaldırır ve kovar. Kopoyla tavşan avı da oldukça zevklidir. Sabahın erken saatinde köpekler meraya salınır. Bir tavşan izini bulan köpek kesik kesik fasılalı havlamaya başlar. Buna köpek 'oynak izinde' denir. Havlamalar zaman zaman kesilir, zaman zaman duyulur. Köpek, izi doğrultusunda yatak izine doğru gider. Yatak izinde kopay daha sık ses verir ve tavşanı yatağından fırlatınca değişik bir tonda, adeta bir yerine taş yemişcesine bağırmaya başlar. Bunun için 'tavşan vaveylayı kopardı' tabiri kullanılır. Tavşan peşinde aynı tonda ve aynı fasılalarla havlayarak takip eder. Tavşan da peşinden gelen kopaydan kurtulmak için yana ileriye uzun sıçrayışlar yapar. Hatta bazen köpeği geçirerek ters istikamete dönebilir. Böyle hallerde, köpeğin sesi bir ara kesilir, oynak izinde gibi kesik kesik aralıklı havlar. Bu arada izi kaybettiği yerde daireler çizer veya eski izi bularak iz tazeler. Tavşanın izini tekrar bulunca yine takibe koyulur ve aralıksız havlamaları devam eder. Kopoyla tavşan avında çok zaman, köpekleri bir yardımcı zincirleriyle götürür ve vadilerde yamaçların dibinde bırakırlar, avcılar ise sırtı takip ederler. Tavşanı bulup kaldıran köpek vaveylayı basınca avcılar sırtta tavşanın geçeceği münasip geçitleri tutar ve geçen tavşana atış yaparlar. Kalkan tavşan vurulamazsa veya tüfek atılamazsa, köpek tavşanı kovar ve tavşan bir daire çizerek ilk kalktığı yerin yakınından geçer. Bu sebeple çok yakın ve süratli izleyen köpeklerin önündeki tavşan uzak mesafelere kaçar. Bu bakımdan kopoy avında ağır, fakat izi şaşmadan kovan köpek makbuldür. Böyle köpeğin önünde kaçan tavşan zaman zaman durur, gelen köpeğin sesini dinler, çok süratli kaçmaz ve daha yakın mesafeden döner. Bu sebeple tavşanı avlamak daha kolaylaşmış olur. Usta köpekler bazen tavşan izini saatlerce kovabilir. Bu arada pusan tavşanı tekrar bulup kaldırırlar. Tavşanı kovan köpekler tavşanın vurulduğu yere gelince seslerini keser, kan bulaşan yerleri koklarlar ve ekseri yatarak keyiften yuvarlanırlar. Hatta sabah ava çıkarken köpek yere yatıp yuvarlanırsa, o gün avın bereketli geçeceğine dair bir inanış da vardır. Bazı avcılar arasında tavşan vurulunca, tavşanın saatlerce kovup avcının önüne getiren kopoya tavşanın başını veya iç organlarından birini vermek böylece köpeği mükâfatlandırmak adettendir. Ancak bağırsaklarını vermemek gerekir. Çeşitli parazitler bu vesile ile köpeğe bulaşabilir.

Tazılar uzun bacaklı, narin yapılı çok süratli koşan ve kuvvetli bir çeneye sahip av köpekleridir. Genellikle tavşan gibi kaçan avları yakalamakta kullanılır. Tazılar daha ziyade düz alanlarda, az engebeli, ağaç ve çalı toplulukları bulunmayan arazilerde av yapabilirler. Yurdumuzda İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu'nun bir bölümü, Güney'de Çukurova ve civarında beslenir. Buralarda tazı avı yapılır. Tazıyla taşvan avına, iyi koşan atlarla gidilir. Aynı zamanda binicilik sporu da bu vesile ile yapılabilir. Tavşanı kaldıran tazı, süratle tavşanı kovalar ve yakalar. Tavşan bu arada zikzaklar sert dönüşler yaparak kurtulmaya çalışır. Avcılar da kovan tazıyı atla takip ederler ve yakaladığı tavşanı alırlar. İran ve Orta Asya'da tazı avı çok gelişmiştir. Yurdumuzda yer yer iyi cins tazılara raslanmakta ise de yavaş yavaş saf kan tazı cinsleri yok olmaktadır. Tazı avına meraklı olanlar için güzel görünüşlü ve güzel güzel koşan tazılar büyük değer ifade eder.

Bu av türü sabahın erken saatleriyle, akşamın geç saatlerinde, tavşanların gelip geçtiği yerlerde beklemekle yapılan bir av şeklidir. Bek avında sonuç alabilmek için, tavşanların yatak ve oynak yerlerini, geçitlerini çok iyi tanımak ve bilmek gerekir. Bilhassa orman içindeki çayırlıklar, fundalık ve çalılarla çevrili alanlar ve ekili yerler, bağlar tavşanların yemlenmek için gittikleri yerlerdir. Önezi avında av süresi kısadır. Güneşin batışından alaca karanlık bastırasıya kadar iyice seçip beklediğimiz yerin yakınından bir tavşan geçerse avlamak mümkün olur. Sabahleyin de yatak yerlerine yakın geçitler ve patikalar beklenir. Bu süre de tan yerinin ağarmasından güneş doğuşuna kadar sürer. Sabah beki, akşam bekinden daha verimli olur. Zira , akşamları tavşanlar oldukça geç hareket ederler. Mıntıkayı iyi tanıyan, tavşanların yatak ve oynak yerlerini ve geçitlerini iyi bilen avcılar önezi avında başarılı olurlar.

En az 5-6 avcı olmalıdır. Ülkemizde daha ziyade sadece avcılar kol teşkil ederek tarama avı yaparlar. Bilhassa düz ve az engebeli arazilerde, tarım alanlarında verimli olur. Avcılar 20'şer adım mesafeyle sıralanır ve kol halinde ses çıkartarak, ağır ağır ilerler. Burada bilhassa aynı hizada gitmeye dikkat edilir. Karlı havalarda tavşan izleri takip edilerek yapılan bir av türüdür. Bilhassa taze karda izleri bulmak kolaylaşır. İz avı da tecrübe ve bilgi ister. Oynak izlerini, yatak izini ayırdetmek tecrübe ister. Birçok tecrübeli avcı karda gördüğü bir tavşan izini kolayca takip eder ve yatağını eliyle koymuş gibi bulur. Kar fazla ise tavşanın yattığı yer daha kolay bulunabilir. Yumuşak karda tavşanın hareketi de zordur. Kara gömüldüğü için yavaş hareket eder. Ancak, karda yürürken meydana gelen kıtırtılı sesleri tavşan kolayca duyduğundan genellikle uzaktan fırlar. Karın yumuşak zamanında çalı diplerinde görülen yan yana iki sarımtrak delik, tavşanın (veya sansar gibi diğer bir hayvanın) teneffüs ederken meydana getirdiği izdir. Bu izler de tavşanı ele verir.

Tavşan avı için; düz bir mera av bölgeniz ise, 3-1 tüfek iyi bir tercihdir. Eğer sık ormanlık alanlarda tavşan avına çıkmışsanız 5-4 tüfek tercih nedenidir. Tüfeğin süperpoze (altalta namlulu) yada çifte (yanyana namlulu) olarak seçilmesi avcının tercihine ve zevkine kalmıştır. Tavşanın avında kullanılacak saçma numarası 4-5'tir. En iyi mesafesi de 25 m.'dir. 40 metreye kadar iyi bir isabet sağlanırsa da 40 m.'den sonra saçma hüzmesi çok dağılacağından isabet ihtimali azalır ve isabet edecek 1-2 saçma da tavşanı ancak yaralar. Yatakta tavşana ateş etmek de avcılığın etik anlayışına sığmaz. Her hayvana kaçma fırsatı verilmelidir. Doğru kaçan tavşanın kulak istikametine, üstümüze gelen tavşanın ön ayakları hizasına atış yapılmalıdır. Yan geçen tavşana ateş ederken de önelem payı verilmelidir.

Her avda olduğu gibi tavşan avında da tavşanın çeşitli özellikleri bilindiği takdirde, avlakta arayıp bulmada ve avı vurmada başarı oranı artar. Normal usullerle ve kanuni süreleri içinde avlandığı takdirde, yüksek üreme potansiyeline sahip bu hayvana bütün avlaklarımızda bol bol rastlamak mümkün olacaktır.

 

KEKLİK

Ülkemizde yaygın olarak bulunan kınalı keklik avı, yerden havalanan av kuşları içinde avı hemen hemen en zevkli olanıdır. Kalkışı sırasında kısa kanatlarını çok sert vurarak havalanması, çok uzaklardan kalkışı ve süzülerek uçması gece avcıların rüyalarını süsler. Hatta kalkış sesini hatırlayarak uykudan sıçrayarak uyanan avcı sayısı pek çoktur.
Keklik yerli av kuşudur. Kayalık ve sarp arazileri kendisine mekân tutar. Mevsimlere göre arazinin değişik yönlerinde bulunabilir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'da kışın sert geçtiği yerlerde 80-100 km. mesafeli göçler yapabilir. Dolayısıyla ile keklik avcılığında birinci prensip, öncelikle o yörede hayvanın bulunup bulunmadığını tespit etmektir. Var ise, şimdi dikkat etmemiz gereken iki önemli faktör vardır.

1- Mevsim
2- Yayılacağı arazinin bitki örtüsü ve su imkânıdır.

Mevsim faktörünü gözönüne alırsak hayvan, soğuk günlerde arazinin Güney kısımlarında, sıcak günlerde su başlarında ve yüksek kayalık alanlarda bulunur. Bu mantık çerçevesinde ekim ayında arazinin her yönünde anızlarda yayılan keklik, aralık ayında arazinin güneyinde ve tohumun yeni atıldığı (herg) tarlalarda bulunabilir. Dolayısıyla avcılar arasında yaygın bir deyiş olan 'Hayvan gibi düşünemeyen hayvan avlayamaz.' sözünü hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekmektedir. Hayvan hava şartları sıcaksa serine, aşırı soğuksa sıcak bölgelere sığınmaktadır. Sonbaharda su ihtiyacı kış aylarına göre daha çok olacağı için su başlarını tercih etmesi iç güdülerinin tabii sonucudur. Keklik günde en az iki kere yaylıma çıkar. İlki günün ilk ışıklarıyla başlar, diğeri gün batımı öncesidir. Bunlardan çıkaracağımız sonuç günün hangi saatinde hayvanın nerede olabileceğini bilmektir. Yurdumuzda keklik avı köpekli veya köpeksiz yapılabilir. Keklik geceyi hemen hemen arazinin en yüksek noktasında geçirir. Havanın soğuk ve rüzgârlı veya yağışlı olması halinde dere yataklarını veya yoğun kayalıkları tercih eder. Dolayısıyla av sırasında tabiat şartları titizlikle gözlenmeli ve yukarıaki bilgiler çerçevesinde avlanılmalıdır.

15 veya 20 adet civarındaki sayılar içinde sürüler halinde yaşayan keklik alaylarına 'Bozulmamış alay' tabir edilir. Av sahasına giren avcının ilk işi kalkan keklik alayının sayısını öğrenmek olmalıdır. Vuruş yapsa da avını yerden almadan önce kekliklerin gittiği istikameti ve sayılarını belleğine kazımalıdır. Avına, keklik sürüsünün gidiş istikametinde devam eden avcı, ilk seferde 15 keklik kalktığını ve bunlardan birini avladığı bildiği için önün de minimum 14 keklik olduğunu da bu suretle bilecektir.

Örneğin; 10-15 dakikalık bir kovalamacadan sonra atış menzilinin dışından 9 keklik kalksa yine o civarda 5 adet "pıskın" keklik olduğunu ancak bu suretle hesaplayabilecek ve bu yöntem sayesinde her an bir keklik kalkacağını hesap ederek atışa hazırlıklı olabilecektir.

Dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da vurduğu kekliğin düştüğü yeri belleğine o anda kazımasıdır. Her hangi bir yanlışlığa mahal vermemek için atış yaptığı noktadan hareket etmeden önce o noktaya şapkasını bırakması avcı için bir avantajdır. Vurduğu kekliği bulamadığı takdirde ilk atış noktasına dönmek suretiyle atış anını tekrar doğru olarak hatırlama imkânına kavuşmuş olur. Kekliğin tahminen düştüğü noktadaki tüy kalıntıları bizim için önemli bir izdir. Yaralı keklik büyük bir çoğunlukla arazinin yapısına göre aşağılara doğru kayar ve önüne ilk çıkan sık bir çalılığa veya kaya dibine girer. Kınalı keklik, avcının önündan ilk kalktığı zaman çoğunlukla arazinin inişine doğru uçsa da bir süre sonra yine yürüyerek tekrar bulunduğu arazinin tepe noktalarına çıkacaktır. Bu onun tabii davranışıdır. Buna 'keklik tarıyor' şeklinde tabir edilir.

15-20 adetlik bir keklik alayı avlanmak suretiyle dağıtılsa bile aradan geçen yarım saatlik bir sessizlik sonunda dağılan hayvanların öterek birbirini çağırmak suretiyle tekrar bir araya geldiği görülür. Dolayısıyla keklikleri kaybeden bir avcı bir müddet sessizliğini korursa toplanmak için öten kekliklerin seslerinden onların nerede olduğunu yeniden kolayca bulabilir.

TÜFEK SEÇİMİ

Keklik avı için önerilen ideal tüfek 12 kalibredir. Bu çifte, süperpoze veya yarım otomatik bir silah olabilir. Tercih edilen namlu uzunluğu 68-71 cm.'dir. Çok şoklu bir silah kullanıldığı zaman avın açıldığı ilk ayda (Ekim) 1/2 şoku tercih etmemiz gerekirken Aralık ayında tam şoklu bir silah, keklik avının amacına daha uygundur. Bundan amaç avın açıldığı ilk zamanlarda hayvanın yakından kalkacağı, daha sonraları ise yılgın ve güçlü olacağı varsayımından yola çıkarak yapılan bir tercihtir. Bu tercih avcının zaman içinde edindiği tecrübeler doğrultusunda değişkenlik gösterebilir. Bu konuda tek bir doğru yoktur.

FİŞEK

Keklik için tercih edilen fişek numarası 7'dir. Yakın mesafelerdeki atışlarda 10 numara saçma aynı işlevi görecektir. Saçma numarası küçüldükçe dezavantajın yaşanacağı bilinmelidir. 32-36 gr. dolular bu av için yeterlidir.

KIYAFET

Kınalı keklik avında iyi bir yürüyüş botu işin en önemli parçasıdır. Bu avda avcı yürüyebildiği kadar şanslıdır. Bu ava denenmemiş bir ayakkabı ile asla başlanmamalıdır. Fişekliğin tercihen belde taşınması önerilir. Vücudun üst kısmını kapsayan bölgelerde silah kullanma sırasında takılmalara sebebiyet verecek giysilerden kaçınılması gerekmektedir. Yürüyüş temposunun hızlı olacağı gerçeğinden yola çıkarak terlemelere karşı pamuklu giysiler tercih edilmelidir. Soğuk havalarda vücudun üst kısmı için yünlüler uygundur. İnce bir yağmurluğun bel çantasında taşınmasında fayda vardır. Kullanılan şapkanın kulaklıkları av boyunca kapatılmamalıdır.

 

Bıldırcın Avcılığı

Bıldırcın avı avcılığın alfabesindeki 'A' harfidir. Sezon bıldırcın avıyla açılır. Acemilerin genelde ilk gittikleri av bıldırcın avıdır.

Diğer avlara nazaran en kolay avdır. Fazlaca kuş bulma ve avlama olasılığı yüksek olduğu için de zevklidir. Ayrıca çok az ve basit giyim ve teçhizat gereklidir. Av merası; anız tabir edilen tarlalar, kısa otluk, gündöndü veya diğer sebze türü bitkilerin mevcut olduğu tarla ve bahçeler olduğu için de yürüyüş zor değildir. Bıldırcın da genelde düz uçuşlu bir kuş olduğu için usta avcılar nadiren karavana atarlar. Ancak, bütün bunlara rağmen bıldırcın avının da kendine göre bazı incelikleri vardır.

TÜFEK
Bıldırcın avının tüfeği 20 kalibredir ve özellikle yeni başlayanlara, önce 20 kalibre ile başlamalarını tavsiye edilir. 20 kalibre tüfek hafiftir, taşıma kolaylığı sağlar, tepmesi azdır, saçma adedi de az olduğu için daha dikkatli nişan almanızı gerektirir. Böylece atıcılığınız daha keskinleşir. Diğer çulluk, keklik ve ördek gibi iyi atıcılık gereken avlar için avantaj sağlanmış olursunuz. Ayrıca bıldırcın gibi zayıf bir av hayvanına bir şans vererek centilmenlik de yapmış olursunuz. Bıldırcın avında kullanmanızın önerildiği 20 kalibre tüfeğinizin namlu boyu 60-65 cm. şoklarda 4/4 (silindir/silindir) veya 4/3 (silindir/modified) olursa daha iyi netice alırsınız. Şoklu tüfeklerle yakın mesafeden yapacağınız atışlarda hem vuruş şansınız azalır hem de vurduğunuz takdirde hayvanı yenilemeyecek kadar kötü bozarsınız. Birçok av köpeği de bu halde bozulmuş bıldırcını yemektedir.

FİŞEK
Kullanacağınız fişek standart 25 gr. 9-10-11 numara olmalıdır. İri saçma yine hayvanı bozacağı için ve uzak mesafeli atışlarda bıldırcının saçma patterninin arasında kalıp vurulmama ihtimali olacağı için tavsiye edilmez. 12 numara gibi çok ince saçma da uzak mesafeli atışlarda netice vermez. Namlu boyu, şok ve fişek konusundaki tavsiyelerimiz 12 kalibre tüfekler için de geçerlidir.

KIYAFET
Bıldırcın yurdumuzda ağustos ayı ortası ile ekim ayı ortası arasında yapıldığı için giyim pek problem teşkil etmez. Bir gömlek, yelek ve fazla kalın olmayan ama sağlam bir pantolon ile tercihen yüksek konçlu rahat bir spor ayakkabı bu iş için yeterlidir. Giyim konusunda dikkat edilmesi gereken noktalar; kamuflaj tipi elbise kesinlikle kullanmamak, özellikle gündöndü içine kamuflaj elbiseyle girilirse, en usta avcı dahi size doğru uçmakta olan bir bıldırcınla karışık sizi de vuracaktır. En sık av kazaları, özellikle meralarda kalabalık olması nedeniyle bıldırcın avlarında meydana gelmektedir. Giysilerinizde tercihan oranj veya kırmızı renkler olmasına veya en kötü ihtimalle şapkanızın canlı renkli olmasına dikkat edin. Ayakkabı olarak; hava alan cinsten spor ayakkabılar tercih edin, kışlık bot veya çizmenin ayağınızı terleteceği ve şişmesine neden olacağı dolayısıyla ayağınızı vuracağı kesindir. Sonuçta avınız daha kısa sürecektir. Av yeleğinizde yeterli miktarda iç, dış ve arka cep bulunmalıdır. Özellikle ön iki cep büyükçe ve körüklü olmalıdır. Av yeleği ile fotoğrafçıların 15-20 cepli yeleklerini karıştırmayın, yoksa acilen ihtiyacınız olan bir gereci, hangi cepte olduğunu bulamamanızdan dolayı avı kaçırabilir veya ciddi bir tehlike de yaşayabilirsiniz. Hatta aynı gereci aynı cebe koyma alışkanlığını edinin. Para, kredi kartı, ehliyet ve av tezkeresi gibi kıymetli eşyaları fermuarlı iç ceplerde taşıyın.

Bıldırcın avın pek fazla aksesuarı gerektirmez. Bununla beraber her avda olduğu gibi mutlaka bir çakı veya küçük bir av bıçağı, kuş askılığı, düdük, sivrisinekleri uzaklaştırıcı ilaç, matara, çakmak, güneş gözlüğü yeterlidir. Kesici kısmı 9-11 cm. arasında katlanabilir ama mutlaka kilitli çakı veya kılıflı bıçaklar taşınmak için idealdir. Güneş gözlüğü kullanmaya ihtiyacınız olmadığını düşünüyorsanız da sağlam bir gözlük, sizi belki gözünüze gelebilecek bir saçmadan korur.

Sürekli, avından iyi netice aldığınız meralara gitmeyi âdet haline getirmeye çalışın, zaman zaman yeni mera keşfetmek de akıllıca bir iştir. Ancak tanıdığınız merada kuşları devamlı belirli noktalarda bulacağınızı farkedeceksiniz ve bu da her zaman sizin yeni avcılara göre avantajınız olacaktır. Ayrıca gerektiği zaman kendinize ve köpeğinize nerede su bulabileceğinizi de bilirsiniz. Anız kenarları, çok rüzgârlı havalarda rüzgâr olmayan tepe arkaları, sıcak saatlerde yoncalık veya pancar gibi dibi daima ıslak olan yeşil yapraklı bitkilerin olduğu yerler bıldırcını daha çok bulabileceğiniz yerlerdir. Akşam üzeri hava serinlemeye başladığı zaman ise bıldırcın böyle yeşillik yerlerden kuru anızlara doğru geçmeye başlar. Eğer bu iki tür tarla arasındaki çizide dolaşırsanız av şansınızı artırmış olursunuz.

Merada diğer av arkadaşlarınızla düz bir hat teşkil edecek şekilde ve birbirinizden yaklaşık 8-10 metre mesafeyle orta hızda yürüyünüz. Bu mesafe meraya göre, anızın sıklığına göre değişebilir. Hızlı yürüyerek çok yer dolaşmak teorisi yanlıştır, çünkü hayvan yanından ritmik tarzda ve hızlı yürüyen avcının kendisini görmediğini sanmakta ve kalkmamaktadır. Bu nedenle zaman zaman durmakta, ritmik yürüyüşü bozacak hareketler yapmakta fayda vardır. Avcıların çoğu bu teoriyi bilmediklerinden 'Tam sigara yakıyordum ki kuş kalktı' veya buna benzer işler yaparken kuş kalktığını söylerler.

Arkadaşlarınıza doğru yönelen bir kuşa ne kadar usta atıcı olsanız da ateş etmeyiniz. Uzak mesafelerde etek saçmaları tahmin edemeyeceğiniz kadar sapma yapmaktadır.

Av yapılan meralar sahipli yerlerdir. Buraların içinden geçerken, özellikle halihazırda bitki mevcut olan tarlalarda bitkilere ve sebzelere hasar vermeyiniz. İzinsiz meyve ve sebze toplamayınız.


Ördek Avcılığı

Ördek avını meskûn mahallerden uzak her türlü göl, gölet, deniz, su kanalları, su birikintileri, sazlık alanlarda yapmak mümkündür. Ağır kış şartlarında ördek meskûn mahallere daha çok yaklaşabilir. Önemli olan önce ördek avını nerede rahatça yapabileceğinizi tespit etmektir. Özellikle, sabah ve akşam avları için ördeklerin göl-kara-göl güzergâhında yakın geçtikleri noktaları bulmak ve oralarda beklemek, gündüzleri ise, sazlıklar arasında bot veya kasık çizmesi ile dolaşarak parlama avı yani ördeğe sessizce yaklaşıp daha sonra havalandığında ateş etmek, veya mühre denilen plastik ördeklerden gölün içinde açık alanlara belli bir düzen dahilinde dizerek yukarıdan geçen ördeklerin ilgisini çekmek suretiyle yapılır.

Mühre avında gizlenmek için etraftaki sazlıklar veya kamuflaj ağlar kullanılır. Ayrıca ördek düdüğü kullanmak daha fazla çekicilik sağlar.

Ördek avı için tavsiye edilecek tüfek çeşitleri yarı otomatik veya süperpoze olup 71 veya 76 cm. namlulu olması gerekir. Ancak parlama avı için daha kısa namlulu açık şoklu tüfek kullanılabilir. 12 kalibre yarı otomatik tüfek kullanacaksanız ful şok takmanız gerekir. Süperpozeyi tercih etseniz de yine şoklar full-full / full-mod. olmalıdır.

12 kalibre için de tavsiye edilen fişek ise, parlama avında 32-36 gr. 5-7 no. fişek mühre avında 32-36 gr. 6-7 no. fişek, geçit avlarında 3-5 no. fişektir. Fişeğin gramajını artırmak saçma adedini artırarak bir avantaj olarak görünüyorsa da fişeği hantallaştırmaktadır. Yani fişeğin sürati azalmaktadır. Bence düşük saçma gramajlı ancak barut hakkı fazla olan fişek yüksek geçen ördekte daha iyi netice verir. Hatta Kettner firmasının özel ördek fişekleri 24 gr.dır. Ördeğin, bıldırcın ve çulluk gibi kuşlara nazaran çok hızlı bir hayvan olduğu, vücudunun yağ ve kalın tüy tabakasıyla kaplı olması ördeğe diğer kuşlara nazaran daha dayanıklılık sağlamaktadır. Düşük süratli saçma ördeğe tam olarak işlememektedir.

Ördek avı, kış aylarında olması nedeniyle kalın ve özel giyim gerektirir. Öncelikle içimize yün fanila ve uzun kilot giymelisiniz. Havanın durumuna göre muhtelif kazak ve gömleklerin üstüne av yeleğinizi ve en üste tercihan kamuflaj veya saz rengi parka, altınıza normal pantalon veya su geçirmez özel pantalon giymelisiniz. Çizmeniz yüksek konçlu ve kaliteli kauçuktan olmalı, eğer yürüyüş avı değil de bekleme avı yapıyorsanız veya sandal içindeyseniz, çizmeleriniz en aşağı bir hatta iki numara büyük olmalı ki fazlaca yün çorap giyilebilsin ve arada hava boşluğu kalsın. Ancak günümüzde ayağı sıcak tutmak için bir çok değişik, özel malzemelerden imal edilmiş çoraplar, içlikler ve -40?C'ye kadar dayanıklı botlar mevcuttur. Tabii tüm bu tür malzemeler size ekstra maddi külfet getirecektir.

Ördek avı ve kaz avı en çok teçhizat gerektiren avlardır. Tüm giyiminize ilave olarak av çantanızda mutlaka yedek çorap, pantolan ve eldiven bulundurunuz. Herhangi bir suya düşme veya ıslanma hallerinde hayatımız bu yedek malzemeye bağlıdır. Hiç kimse arkadaşının yedek malzemesine bel bağlamamalıdır. Av bıçağınızın dışında el feneri, düdük, pusula, 5-6 metre sağlam bir ip, küçük bir şişe içinde ispirto, kuş askısı, ördek düdüğü, çakmak ve kış avlarında her zaman küçük bir baltayı av çantanızda bulundurmanızda fayda vardır. Burada önemli olan nokta beklenmedik bir soğuk hava veya ıslanma durumunda ateş yakmayı sağlamaktır. Ördek avlarında yine yanımızda birden fazla yün bere ve şapka bulundurunuz. Hatta çok soğuk havalar için sadece gözleri açıkta bırakan yün berelerden taşıyınız. Çok kalın deri eldivenler yerine 2-3 adet ince yün eldiven taşırsanız, daha rahat atış yapar ıslandıkça kuru eldiven kullanırsınız.
Ördek, sürati 100 km'yi geçebilen bir kuştur.
Parlama ve mühre avlarında ördeğin tam üstüne atış yapmanız yeterlidir. Geçit yapan bir ördeğe atış yapacaksanız, size olan uzaklığı gözönüne alarak makul bir önleme vermeniz şarttır. Diğer bir nokta da atış sırasında heyecan yapmadan ördeğin iyice yaklaşmasını beklemek ki bu da ördeğin cinsini seçecek veya renklerini görecek kadar yaklaşmasıdır. Siyah olarak gördüğünüz her kuş en aşağı sizden 60-70 metre uzaktadır. Ördek size yaklaşana kadar kesinlikle hareket etmeyin ve gözlerinizi ördeğe dikerek seyretmeyin. Çünkü gözleriniz ördek tarafından yansıtıcı ayna gibi görülecektir.

Hiçbir zaman buz tutmuş göl üzerinde yürümeye kalkışmayın. Çok soğuk kış şartlarında ördek kendini buz tutmamış neresini bulursa, oraya atar. Bu durumlarda ördeğin gidebileceği çok fazla adres olmadığı için bulması ve vurması kolaydır.

KAZ

Kaz, (Anserinae) alt familyasını oluşturan iri ve beyaz veya boz tüylü, ayakları perdeli kuş türlerine verilen ad.Erkek ve dişisi aynı büyüklüktedir. Genellikle kuğulardan küçük ördeklerden yüktür. Beslenme şekli kuğu ve ördeklerden farklıdır.

Başlıca besinleri otlardır. Fakat böcek, yumuşakça ve küçük omurgalıları yiyen türleri de vardır. Hızlı bir yüzücü olmamasına rağmen suda rahatça yüzer, daldığında uzun zaman su altında kalabilir. Gagaları ile kanatlarını düşmanlarına karşı silah olarak kullanır. Kanatları uzun uçlara doğru sivrilen yumuşak sık tüylerle örtülüdür. Erkek ve dişi birbirine benzersede erkekler genellikle dişilerden iridir. Boyun bölümleri bütün türlerde gövdeden kısadır. Başlıca besinleri olan otları koparmaya uyarlanmış gagaları başa bağlandığı yerde genişler ve bazen kambur oluşturur. Erkek ve dişi kazlar uçarken ya da tehlike karşısında, kornayı andırır bir sesle bağrışır, kızdıkları zaman boyun tüylerini kabartırlar. Kazlar yaşamları boyunca tek eşlidir.

Yuvalarını bataklığın sığ sularında veya bir tümseğin üzerinde yaparlar.Kuluçkaya yatan kazların yumurtalarından bir ay (30-34 gün) sonra sarı tüylü yavrular çıkar. Yavrular 3-4 ay içinde uçmaya başlarlar.

KAZ AVI

Kış göçmenlerinden olan kaz, özellikle Rusya ve Balkanlar'da ancak ciddi soğuklar olunca yurdumuza gelmeye başlar. Bu nedenle de kaz bazı yıllarda kasım, aralık aylarında görülmeye başlamışken, bazı yıllarda da bu sene olduğu gibi son derece geç gelebilir. Kaz da ördek gibi belli başlı göllerimizi ve geniş sazlık alanları kendine mekan tutar. Yalnız kaz, ördeğin tersine geceyi gölde ve sazlıkların içinde geçirirken, gündüzleri tarlaya ve tepelere çıkar ve yemlenir.
Yurdumuzda görülen belli başlı kaz çeşitleri; boz kaz, kara kaz, sakarca kazı, Sibirya kazı ve fasulye kazıdır.

Kavı için iki ana yöntem vardır.
1- Güme avı
2- Çevirerek yaklaşma avı

GÜME AVI

Güme avının inceliği, gümeyi kazların geçiş yoluna en yakın yere yapmaktır. Bu da kazları günlerce önceden gözlemlemekle olur. Bu iş için ya en azından bir gün önce av merasına gidip tespit yapmak ve gümeyi kazarak hazırlamak, ya da bu işin ehli bir köylü veya o civarın avcısı ile işi koordine edip, av sabahı doğrudan hazır gümeye gitmektir. Kaz avında güme, kazın yaylım yaptığı tarlalarda çukur kazmak suretiyle olur. Göğüs hizasında kazılan çukur, daha sonra çevreye uyum sağlayan ot, saman, kamuflaj ağlar vasıtası ile örtülür. Kar, söz konusu olduğunda kamuflaj için yatak çarşafımızı da kullanmamız gerekebilir. Dikkat etmeniz gereken önemli noktalardan birkaçı ise; çukurdan çıkardığımız toprağı kesinlikle gümenin etrafında bırakmamak ve etrafa iyice dağıtmak. Eğer aracınızla gümenin yanına kadar gelmiş iseniz, ava başlamadan önce gümeye uzak bir yere park edin ve tekerlek izlerini yok edin. Sonuçta kaz avını kışın, soğuk ve ıslak bir ortamda yapma zorunluluğu olduğu için, gümenizin içini yanınızda getireceğiniz tahta parçaları ile kaplayın. Aksi takdirde bütün gün çamur kaplı daracık bir yerde beklemek pek keyifli olmayacaktır. Güme kazmak herkesin kolayca yapabileceği bir iş değildir. Bu nedenle av yapacağınız meraya birkaç gün önceden gidip o civarın köylülerine bu işi kolayca yaptırabilirsiniz. Zaten büyük bir ihtimalle onlar güme kazmaya alışıktır.

Kaz avında kıyafet çok önemlidir. Bütün gün hareketsiz kalacağınız için çok sağlam giyinmelisiniz. Özellikle el ve ayaklarınız çok üşüyecektir. Sadece lastik çizme sizi korumaz. Termal özellikli botları ve çorapları giymenizi tavsiye ederim. Ayrıca en dış kıyafetiniz çevre örtüye uygun kamuflaj veya aynı ton renklerde olmalıdır. Üzerinizde ve etrafınızda yansıma yapabilecek her türlü cam, krom veya parlak plastik malzemelerden kaçınmalısınız.

Kaz avında uzun mesafeli atışlar söz konusu olduğundan tüfeğinizin kalibresi 12, namlu boyu 71 veya 76 cm. olmalıdır. 12 kalibrede 71 ve 76 cm. namlu dışında özel olarak 81 cm. namlu yaptırabilirseniz, daha iyi sonuç alırsınız. 81 cm. üzerindeki namlunun yapılan testler sonucu önemi olmadığı ispatlanmıştır. Tüfeğinizin şokları tam şok ve yarım şok (ful şok/improved modified), kullanacağınız fişekler 34-40 gr. arası 3-4 numara olmalıdır. Eğer tüfeğiniz magnum fişek atmaya uygun ise 50 gr.'lık magnum fişekler kaz avında en iyi neticeyi verir.

Gümede kazı beklerken yine ördek avında olduğu gibi kesinlikle hareket etmeyin ve gözlerinizi dikerek avı seyretmeyin. Avın iyice yaklaşmasını bekledikten sonra aniden ayağa kalkarak atış ederseniz, avı şaşırtmış olursunuz ve böylece kazın sürati en aza inmiş. Kaz ağır cüssesine rağmen çok hızlı uçan bir kuştur. Kaz birkaç yüz metre üstümüzde uçarken, daha yakında örneğin 50-60 metre yüksekten uçan ördek size kazdan daha hızlı uçuyor gibi gelebilir.

ÇEVİREREK YAKLAŞMA AVI

Diğer bir av şekli ise arazide yemlenen kaz sürüsünü tespit edip, atış menziline kadar yaklaşıp ateş etmek şeklindedir. Burada önemli nokta rüzgârı karşınıza alarak yaklaşmak için alçak sürünmeyi kolaylaştıracak ve sizin geç farkedilmenizi sağlayacak arazi tarafını seçmenizdir. Duran kazlara atış etmek yerine henüz havalanırken atışa başlarsanız ve sürü içinde tek tek nişan alarak atış yaparsanız sonuç kesinlikle daha iyi olur. İsterse binlerce kaz olsun karambole atış yaptığınız takdirde hiçbir tane dahi vuramayabilirsiniz. Yivli tüfekle kuş avlamanın yasak olduğunu kesinlikle aklınızdan çıkarmayın. Çok kuru havalar haricinde kuş avına iki çekerli araçla gitmeyin. Aracınız arazi aracı dahi olmuş olsa mutlaka sağlam hatta çift çekme halatı, kürek, yedek benzin ve patinaj levhaları bulundurun. Ördek avı için belirtmiş olduğumuz teçhizat aynen kaz avı için de geçerlidir. Alkol ilk dakikalarda sizi ısıtsa da daha sonra daha çok üşümenize neden olacaktır. Çok soğuk havalarda uyuşup donmanıza dahi neden olabilir. Alkol yerine sıcak çay veya kahve sizi daha iyi ısıtır. Güme avı için plastik veya karton mühre ve kaz düdüğü mutlaka gereklidir. Kaz düdüğünü bilen bir avcıdan kullanmasını öğrenmeniz gerekir, aksi halde kazları çağıracağınıza, uzaklaştırabilirsiniz. En etkilisi teyp olmakla beraber, teyp kullanmanın tüm avlarda tamamen yasak olduğunu unutmayın.

 

Çulluk Avcılığı

Havaların soğumaya başlamasıyla çulluk, Kuzey Avrupa ülkelerinden, Rusya'dan ve Balkanlar'dan yurdumuza doğru göçe başlar. Çulluğun ilk görüldüğü günler ekim ortalarına rastlar, ama asıl kuş, ekim sonu ile kasım ayı içinde önce Trakya ve Karadeniz'in kıyılarına yakın yerlerde kendini gösterir.
Çulluk daha sonraları Güney bölgelere doğru inmeye başlar. Eğer çulluğun ilk geldiği dönemler kuzey sahilleri yağışlı ve sert olmazsa kuşlar uzun zaman bölgede kalabilir. Aksi takdirde çok çabuk Güneye göç ederler. Bunun da nedeni çulluğun solucan ve böcekleri nemli toprakta aramasıdır. İç Anadolu'da çulluk pek fazla rağbet edilen ve bilinen bir av olmamakla beraber, kışın çok soğuklarda nehirlerin dar vadilerden geçtiği alanlarda nehir kenarlarında bol miktarda çulluğa rastlamak mümkündür. Hatta köpek dahi kullanmadan zevkli bir çulluk avı yapabilirsiniz.

TÜFEK

Çulluk avında tavsiye edilecek tüfek, 12 kalibre olarak 60-65 cm. namlulu 4/4 (silindir/silindir) veya 4/3 (silindir/modified) şokludur.

FİŞEK

Fişek olarak her iki kalibre için de 8-9 numara, saçma ağırlığı olarak 20 kalibre için 25-28 gr. arası, 12 kalibre için 32-36 gr. arası tercih edilmelidir. Namludan çıkar çıkmaz dağılan fişekler tercih edilir. Ancak ikinci namluya daha uzun menzilli bir fişek koymakta fayda vardır.

KIYAFET

Çulluk avı genellikle sık meşelik ve ormanda yapıldığı için giyiminizde oranj veya dikkat çekici renkli elbiseler olmasına özen gösteriniz. Çulluk avında çulluktan gizlenmeniz gerekmediği için kesinlikle kamufle kıyafet kullanmayınız. Kendi ve arkadaşlarınızın emniyeti için sadece kuşu değil kuşun arkasını da görmeye çalışın. Çulluk avı sabah ve akşam bekleri haricinde yürüyüş avı olduğu için sıkı giyinmeye gerek yoktur. Ancak ayağınızda tercihen kaliteli bir lastik çizme, üstünüzde sırt cebi olan bir avcı yeleği, çünkü ormanda çullukları kuş askılığında taşıyamazsınız ve yanınızda her zaman taşınabilir bir yağmurluk

KÖPEK

Çulluk avını köpeksiz yapmak çok zordur. Eğer çulluk avına merak saracaksanız mutlaka çok iyi cins bir av köpeği sahibi olmanız gerekir. Öncelikle tavsiye edilebilecek ırklar Kurzhaar ve İngiliz Setteri'dir. Drahthaar çok sert olması ve pointer ise kışın çabuk üşümesi ayrıca sık çalı ve dikene girmeye diğerleri kadar gönüllü olmaması nedeniyle bu avlara diğerleri kadar uygun değildirler.

KURT

Familyasının en iri ve en kuvvetli hayvanıdır. Kuvvetli çene adalelerinden ötürü dip tarafı geniş olan baş, öne doğru sivrilmiştir. Kulakları dik ve orta uzunluktadır. Boyun kısmı kalın ve çok kuvvetlidir. Göğüs geniş ve güçlü, arka kısmı ise öne göre daha incedir. Karın içe çekiktir. Bacakları ince ve kuru, pençeleri büyük ve kuvvetlidir. Kuyruğu meyilli olarak sarkar. Rengi değişik olmakla beraber genel olarak sırtı koyu esmer, karın attı ve bacakların iç kısmı açık kirli sarı renktedir. Ön bacakların ön kısmında siyah bir çizgi vardır. Kuyruk daha koyu renkte ve uç kısmı siyahtır. Omuz başında "'V" şeklinde bir koyuluk vardır. Burun koyu renktir ve ucu siyahtır. Beslenmesine bağlı olarak, yapraklı, ibreli, karışık ormanlarda, çalılık yerlerde, steplerde yaşar. Bulunduğu yere kolaylıkla uyum Sağlar.

Genel olarak geceleri hareket eder ve avlanır. Kış aylarında gündüzleri de dolaşırlar. Toplu olarak ve tek başına durmadan dolaşırlar. Bir gecede 40-70 km. kat ettikleri olur. Gücünün yettiği bütün hayvanları avlarlar. Çift tırnaklı bütün av hayvanlarını tavşan, porsuk, tilki, kirpi, fare gibi hayvanları avlayarak beslenirler. Evcil hayvan sürülerine saldırırlar. Sürü halinde ve kovalayarak avlandıkları için öncelikle hasta, zayıf ve sakat hayvanlarla yavruları avlarlar. Yiyeceğinden çok hayvanı boğarak öldürür ve evcil hayvan sürülerine zarar verirler. Aç kalınca deri, kemik ve boynuz gibi şeyleri de yerler. Aralık ortası ve şubat başı arasında kızışır ve çiftleşirler. 9 haftalık bir gebelikten sonra 3-8 arası yavru doğururlar. Ormanın sıklıklarında kaya oyuklarında genişlettikleri toprak inlerde yuvalanır ve yavrularlar. Sesleri uluma şeklindedir. Avlarına saldırırken veya korku anlarında köpek havlaması gibi kısa kesik ve aralıklı olarak tiz bir sesle havlarlar. Yavrular iki yaşında erginleşir. 14-16 yıl yaşarlar.

Köpekgillerden kurt, yurdun her yerinde özellikle iç Anadolu'da; Ankara, Kara denizde; Sinop, Bolu, Zonguldak, Güneyde Antalya, Muğla, Denizli, Doğuda Erzurum, Muş, Hakkari gibi hemen hemen yurdun her yerinde ve yerleşim bölgelerinden uzakta yaşarlar.

AYI

Boyun kısa ve çok kaslıdır. Gövde toparlak ve silindir biçimindedir. Bacakları kısa ve pençeleri beş parmaklıdır. Postunun rengi açık kahverengi ile siyah denilecek kadar koyu kahverengidir. Boyu ortalama 1.3-2 m., yüksekliği 80-120 cm. ağırlığı 150-250 kg.dır. Çiftleşme zamanı mayıs ve haziran ayıdır. Dişi doğumu yaklaştığında çukurlarda ya da mağaralarda uygun bir yer arar. Aralık ve şubat aylarında 1-3 yavru doğurur. Ayıların 50-60 yıl yaşadıkları ve 30 yaşına kadar da yavruladıkları belirlenmiştir.
Ayı, gündüzleri zorlukla girilebilen sık ormanlık yerlerde geçirir. Ancak ortalık ağarmaya başlayınca avını aramaya başlar.

Ülkemizde en çok bulunan ayı türüdür. Bu ayı türü Anadolu'nun özellikle Doğu Karadeniz bölgesinde yaşar. Ayı; Karadeniz'in sık ormanlarla kaplı yerlerinde, Akdeniz'in Toros dağlarında ve özellikle Doğu Anadolu'da bulunmaktadır. En çok karşılaşıldığı yerler; Bolu'nun Gerede, Mengen, Seben, Mudurnu, Zonguldak'ta Devrek, Yenice, Ulus, Safranbolu,Kastamonu'nun Daday, Azdavay, Aras, Taşköprü, Sinop'un Aynacak, Gerze ilçeleri ormanları ve Ordu, Giresun, Trabzon, Rize illerinin sık ormanlarında, Erzurum ovası, Tunceli, Bitlis, Sarıkamış ormanları, Nemrut dağlarıyla Güneydoğu dağ zinciri içinde yer alan Van, Çatak, Şırnak, Hakkari'nin Cilo dağları, Bursa Uludağ, Balıkesir'in Kazdağı ve çevresidir. İzmit, Adapazarı, Bilecik, Bursa'nın Katırlı dağları, Kastamonu ve Karadeniz sahillerinde, İnebolu, Bartın ve Cide dolayında bulunan ufak ayılara Boğmaklı, bazı yerlerde de Tasmalı, Kordelalı ve Kemer ayı denilmektedir. Kastamonu ve Ilgaz dolaylarında iri ayılarla karşılaşılmaktadır. Bu ayılara bu çevrede yeleli ayı denir. Ayının başı alın kısmından düz olup ağzına doğru sivrilmektedir. Gözleri çukurda ve küçüktür. Dişleri güçlüdür ama keskin değildir.

KARACA

Alt tabakası zengin yapraklı koru ormanlarını, ibreli-yapraklı karışık ormanları ve baltalıkları sever. Tarım alanlarının ormanla iç içe olduğu yerleri, bol miktarda çayırlık ve açıklıkların bulunduğu yapraklı korulukları ve korulu baltalıkları tercih eder.

BİYOLOJİK ÖZELLİKLERİ

Gece ve gündüz yayılır. Genellikle akşam ve sabah saatlerinde, bazen öğleden sonraları ve aydınlık gece yarısından sonra otlar. Atlayarak ve sıçrayarak hareket eder, sadece otlarken yürür. Yerine bağlı bir hayvandır, çevresinden ayrılmaz. Sonbahardan ilkbahara kadar yaşlı bir dişinin güttüğü irili ufaklı gruplar, kışın ise grupların birleşmesiyle küçük sürüler teşkil ederler. Yaşlı erkekler ilkbaharda genellikle tek gezerler. Haziranda çiftleşirler. Gebelik süresi 11 aydır. Genellikle ikiz doğururlar. Yavrular doğduklarında ve ilk altı haftada iri beyaz beneklidirler. Taze sürgün, tomurcuk, yaprak ve ot yiyerek beslenirler. Üzümsü meyveler, kestane, meşe palamudu, yabani armut, erik gibi meyveler, yosunlar, mantarlar diğer gıdalarını teşkil eder. 15 yıl kadar yaşarlar.

NERELERDE BULUNUR

Yurdumuzdaki geniş yayılış alanına rağmen sayıca çok azalmıştır.

DAĞ KEÇİSİ

Yayılış ve Ekolojik Özellikleri

Akdeniz ve Karadeniz Dağları'nda yayılış gösteren bir tür olup dişiler 5 aylık bir hamilelik süresinden sonra yılda 1-2 yavru doğurur. Bu türün popülasyonu doğada izlenerek özellikle belirli bölgelerde sınırlı bir avcılığa izin verilmesi gerekir.Dağ avları denince, akla en önce Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi (Şamua) ve Yaban Keçisi (Kızıl keçi, bezoar) avı gelmektedir. Bu hayvanların her ikisininde avı benzerlik arz etmektedir. Bazı dağlarda aynı anda her ikisininde avını yapmak mümkün olabilmektedir. Yaban keçisi, av hayvanlarının en vahşi ve ürkeğidir. Hiç bir hayvanda olmayan seziler yaban keçisinde toplanmıştır. Kendisinden başka hiç bir canlıya güvenmez ve birlikte olmaz. Yaşayışı, telaş ve ürkekliğe dayalıdır. Öyle ki; yaban keçisi yırtıcı bir hayvan olsaydı, sezileri ve yetenekleri korkunç düzeyde olduğundan, hiç bir canlı onunla başa çıkamazdı diyebiliriz.

Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi

Yaban keçisini avlayabilmek için sağlık açısından yeterli olmanız gerekmektedir. En önce bacaklarınız çok sağlam olmalı, yaban keçisinin peşinden giderken, yalçın kayalıklardan, uçurumlardan geçebilmeli, havanın kararmasıyla bulunduğunuz yerde iptidai bir şekilde sabahlayacak kadar açık havaya ve soğuğa dayanıklı olunmalı, araziye çok kolay uyum sağlayan yaban keçisini görebilmek için de iyi bir çift göze sahip olunmalıdır. En sonunda da tüm bunlara göğüs gerip avınıza yaklaştıktan sonra onu atıp vuracak kadar sağlam bir atıcılığınız olmalıdır.

Unutmayın ki bu atışınız belki ikinciye imkan vermeyecek bir atış olacak ve antrenmanlarda yaptığınız gibi rahatlıkla tüfek atamayacak, "oraya şunu koy, dirseğimi destekle" gibisinden bir lüksünüz olmayabilecektir.

Yaban keçisi avı minumum iki kişiyle yapılacak bir avdır. Bu avda dağların zirvelerine kesinlikle tek başına çıkılmaz. Her zaman yaralanmalara sebep olucak şekilde, istenmeyen sürprizlere açık bir avdır. Tabir-i caiz ise av gibi avdır. Adam gibi avlanılacak ve her şeyinizle kendinizi kanıtlamak ihtiyacı hissedeceğiniz bir avdır. Yaban keçisi avında başarılı olmak için tüm bu vasıfların yanında en önemlisi talihinizin açık olmasıdır. Çoğu yaban keçisi avında avcı avı bulmaz YABAN KEÇİSİ AVCIYA GÖZÜKÜR. Yaban keçisi dağdaki tüm belirtileri algılayan ve beynine yükleyen bir tedirginliğe sahiptir. Onun için tepesinde dolaşan sinek dahi dikkat etmesini gerektiren bir olgudur. Dağların tüm keklikleri özellikle de UR KEKLİKLER yaban keçilerinin dostudur. Avlanırken ıslık çalarak yitip giden bir ur keklik sizi tüm dağa ilan etmiş olur. O yüzden kırsalda derler ki " yaban keçilerinin çobanı ur kekliklerdir" Yaban keçisi avında dikkat edilecek bir diğer olgu ise, bu avda aşağıdan yukarı değil, her zaman yukarıdan aşağıya av yapılmasının gerektiğidir. Yukarıdan aşağıya yapılan avlarda avı görmeniz ve yaklaşmanız her zaman daha garantili olacaktır.

Yaban keçisi avında genelde, hayvanların geçtikleri ve takip ettikleri güzergah tesbit edilerek akşamdan ya da geceden buralarda konaklayarak sabahleyin bek avı yapılması esasına dayanan avlanma şekli uygulanır. Diğer bir yöntem ise, gezerek, avın olabileceği yerleri kontrol edip, bıkmadan usanmadan dürbün atmaktır. Bu yaban keçisi avının en zor şeklidir. Aşırı derecede dikkat, bilgi-beceri ve kondüsyon gerektirir.

Bir diğer bir yöntem, hayvana ya da hayvanlara yaklaşma imkanı yoksa bir arkadaşınızı hayvanın bulunduğu yerin arkasına göndermek ve hayvanların size doğru yönelmesini sağlamaktır. Bunun için, yaban keçisini ürküten avcının da çok bilgili olması, nasıl ve ne şekilde hayvanı tedirgin edeceğini bilmesi gerekmektedir.

Bunca yorgunluktan sonra avını gören avcı, binbir güçlükle avına yaklaşmaya çalışır. Beş dakikalık yeri belki 3-5 saatte dolaşarak avını menzile sokar. Sonunda tetiği ezdiğinde, yaban keçisinin bulunduğu taştan sessizce devrilip, çimenlerin ya da karın üzerine yuvarlanmasının ardından bütün eziyetler ve zorluklar sona ermiştir. Artık avınızla baş başasınızdır. Elinizle hürmetkar sakalını okşar belki bir cigara tüttürür, yanında da cep matarasını parlatırsınız. Artık rahatlamış ve dağların keyfini çıkarır olmuşsunuzdur. Şimdi dağların güzelliklerini doya doya seyretmek zamanıdır. Güzelliklerini fark etmeyerek geçtiğiniz her dere, her yamaç, kayanın üzerinde yükselen ardıç, kıştan kalmış erimemiş kar, altınızdan akıp giden dere ya da karların arasından ardıça tırmanmak için acele eden bir sincabın görüntüsü, sizin için en ünlü ressamın fırçasından çıkmış gibidir. Ancak biraz dinlenip, rahatlamanın ardından, asıl büyük problemle karşı karşıya olduğunuz aklınıza gelir. TEKEYİ DAĞDAN İNDİRMEK. Eh artık gülü seven dikenine katlanır.

Yaban keçisinin ergin bir tekesinin uzunluğu 120-130cm, yüksekliği 90-100 cm. Ağırlığı ise yaklaşık 80-90 kg gelmektedir. Aynı erginlikte ki dişinin ağırlığı ise ancak 30-35 kg, uzunluğu ise 60-70cm.dir.Postları açık kırmızımtrak ya da sarımtrak pas rengindedir. Dişilerde genelde renkler değişmemekte, tekelerde ise çeşitli renk versiyonları takip edilmektedir.

Tekelerin renkleri kışın daha ziyade beyaza yakındır. Yaşlandıkça bu renk sırtlarda grimsi, karın tarafında da beyaz uçlu kılların mevcudiyeti şeklinde olur. Tekelerde 4 yaşından sonra ve kış aylarında göğüsü çevreleyen ve omuzun üzerinden geçen siyah bir bant oluşur. Hem erkekte hem de dişide sakal mevcuttur. Ancak tekenin sakalı daha gür ve uzun olur. Boynuz olarakta dişinin boynuzları ince ve kısadır. Belirli bir ölçünün üstüne çıkmaz. Çiftleşme zamanları Aralık-Şubat arası olmak üzre aşağı yukarı 40 günlük bir zaman dilimini kapsar. Yaşadıkları muhite ve iklim şartlarına göre bu zaman dilim arasındaki günlerde çiftleşirler. Gebelik müddeti 5 aydır. Dişi nisan sonunda ya da mayıs başında doğurur. Genelde 2 yaşındaki dişiler 2 yavru, 3 yaşındaki dişiler ise 3 yavru yaparlar. Emzirme 6 ay sürer.

Keçinin düşmanları insandan başka, kurt ve vaşaktır. Kartal, çakal ve tilkiler ise genellikle yavrularına karşı tehlike arzederler.

Türkiye'de yaban keçilerinin rekor trofeye sahip tekelerinin bulunduğu bir gerçektir. Ancak gerek Orman Bakanlığının belirli bir av politikası olmaması, gerekse insanlarımızın trofe anlayışı bulunmaması sebebiyle Türkiye'de avlanan tekelerin boynuz uzunlukları bilinmemekte ve dolayısıyla dünya kamuoyuna tekelerimizi tanıtamamaktayız. Türkiye'de yabancı turist avcıya arzedilen teke avlaklarının kısıtlı olması, en büyük tekelerin yaşadığı doğu vilayetlerinin ava açılmaması gibi sebeplerden dolayı AV TURİZMİ ölme noktasına gelmiş bulunmaktadır. Tüm bu olumsuzlukların yanında bir av turizmi firmasının sayesinde, izinli olarak Niğde-Demirkazık Dağ'ında bir Amerikalı avcıya avlatılan aşağıda fotoğrafını yayınladığımız tekenin trofesi 132cm. gelmiş ve bu trofe dünyanın en büyük 3. trofesi olarak kayıtlara geçerek Safari Clup'ın magazin dergisinden tüm dünyaya ilan edilerek Türkiye'nin reklamı yapılmıştır. Bunun yanında, Doğu İllerimizde 150-170cm.lik boynuzların varlığından bahsedildiği ve bu trofelere sahip hayvanların illegal yollardan avlandığı gerçeğiyle Orman Bakanlığı'nın konuya daha akılcı ve ilkeli eğilmesi gerektiği kanısındayım.

Kaynak: Sürdürülebilir Avcılık İçin Temel Eğitim Kitabı (T.C. Orman Bakanlığı Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü)

 

TURAÇ

İng.- Black Partridge
Alm.- Halsbanfrankolin
Fr.- Francoline
Lat.- Francolinus francolinus
Keklikten biraz irice güzel bir kuştur. Erkek ve dişi aynı görünümdedir. Erkekte siyah renk hakimdir. Erkekte başın tepesi koyu kahverengi, gerdan, yanaklar, göğüs ve ense parlak siyahtır. Gözün arkasında kulak nahiyesinde geniş bir beyaz leke vardır. Ensenin üzeri de beyaz kırçıllıdır. Boyun kestane rengidir. Ense kökü, göğüs ve gövdenin yarıları ile karın kısmı mercimek iriliğinde beyaz beneklerle süslüdür. Sırt ve kanat örtü tüyleri koyu kahverengi üzerleri boyuna siyah-beyaz çizgi beneklidir. Kuyruk tüyleri siyah, enine hafif zikzaklı, ince beyaz şeritlidir. Sırtın alt kısmı ve kuyruk örtü tüyleri de aynıdır. Kuyruk altı tüyleri kırmızı kahverengidir. Dişide soluk kahverengi renk hakimdir. Boynunda açık kahverengi bir leke vardır. Sırt kısmı daha koyu, üzeri boyuna ince siyah-beyaz çizgilidir. Göğüs ve karın daha açık, enine koyu kahverengi şeritlidir. Kuyruk koyu kahverengi, enine beyaz şeritli, kuyruk altı tüyleri kımızı kahverengidir. Gaga koyu gri-boz, ayaklar kırmızı kahverengidir. Boyu 35 cm. civarındadır. Ötüşü uzaklardan duyulur. Flüte benzer sesle "tşüyk-tşüyk-tşiyk-kir-riykkk" ve "tşik, tşirmii" diye öter. Çok sıkıştığı zaman dikine havalanır ve kanat gererek kısa kanat vuruşları ile süzülür. Turaç da diğerleri gibi uçmaktan çok yürümeyi yeğler.

Sazlık ve çalılıklarla kaplı sulak ovalarda buğday, darı, susam, mısır, pamuk tarlaları kenarında sık çalılık yerlerde yaşar. Yuvasını sık ot ve saz diplerinde kovuk gibi yerlerde yapar. 12-16 tane zeytuni renkte yumurta yumurtlar. 18-19 gün kuluçkada yatar. Yavrular anaları ile hemen yuvayı terk ederler. 3 haftalıkken uçarlar. Yavrular ilk haftalarda böcek, solucan, tırtıl ve kurtlarla beslenirler. Esas besinlerini yağlı ve yağsız bitki tohumları, taneler, bitkilerin körpe sürgünleri, üzümsü meyveler ve böcekler oluşturur. Yurdumuzda İçel, Adana, Halay, Gaziantep, Kilis, İslahiye, Mardin'in Nusaybin ve Silopi ilçeleri ile batıda Alanya'dan, Antalya'ya kadar sahil şeridinde uygun yaşama ortamlarında bulunur. Daha önceleri Dalaman, Menderes ve Gediz Ovaları'nda yaşamıştır. Son 50 yıl içerisinde popülasyon sayısı tüm yurtta azalmış ve tükenme noktasına gelmiştir. Yurdumuz dışında Kıbrıs, Suriye, Irak, Ürdün, Lübnan, İran, Pakistan ve Batı Hindistan'da yaşar.



AFRİKA'DA YAŞAYAN MEMELİ HAYVANLAR

TEK HÖRGÜÇLÜ AFRİKA DEVESİ (Camelus dromedarius)

Afrika'da tek hörgüçlü devenin en az 20 türü vardır. Tek hörgüçlü deve, iki hörgüçlü Asya devesine oranla daha ince yapılı, bacakları daha uzun ve tüyleri daha kısadır. Yüksek sıcaklığa dayanabilirken, neme ve soğuğa karşı duyarlıdırlar. Develerde gebelik süresi genellikle 13 ay sürer. Develer vücut sularını çok yavaş yitirirler ve 10 dakikada yaklaşık 60 litre su içerek kaybettikleri ağırlığı yeniden kazanırlar. Develer hörgüçlerine yağ depolarlar, iyi beslenmiş develerde bu yağ miktarı 130 kiloya kadar çıkar.

AFRİKA FİLİ (Loxodonhto africa)
Günümüzde yaşayan en büyük kara hayvanı ve hortumlu memeliler takımının son temsilcisi olan filler, derileri çıplak, kalın, kıvrımlı olan ve el işlevi gören çok hareketli uzun bir hortumu bulunan memelilerdir. Kuzey ve Güney Afrika'da ortadan kalkmış olan bozkır fili, orman fili, Afrika'nın büyük bir kesiminde yaşar.
Bazı ulusal parklarda ise, Afrika fillerinin sayısı bitki örtüsünü yok edecek ölçüde artmıştır. Filler, günde 150-200 kg bitki (yapraklar, dallar, mısır, manyoka v.b) 75 litreden çok su içerler. Üst kesici dişleri savunma organına dönüşmüştür. Üstleri kabartılı olan azı dişleri çok büyüktür (30 cm.'den daha uzun.) ve belli sürelerde değişir. Fillerin gözleri küçüktür. Yirmi yaşına doğru ergin hale gelen filler yaklaşık 75 yıl kadar yaşarlar. Dişilerin gebelikleri 22 ay sürer ve tek bir yavru doğururlar. Afrika filinin omuz başına kadar yüksekliği 3.50 m'yi, ağırlığıysa 5.5 tonu bulur. Bu türün de iki tipi vardır.

AFRİKA KİRPİSİ (Hystrix galeata)
Güney Afrika'dan Etyopya'ya ve Somali'ye kadar yayılan hayli geniş bir alanda yaşamlarını sürdüren bu kirpinin boyu 50-70 cm.'dir. Tıknaz gövdeli ve kısa bacaklıdır. Kazmaya elverişli tırnakları, oldukça iri gözleri, küçük ve yuvarlak kulakları, beşer parmaklı ayakları vardır. Ön ayakların baş parmakları gelişmemiştir. Sırtının üst ve ön kesimi 30 cm. kadar uzunluğunda, 3-4 mm. çapında iri dikenlerle kaplıdır. Ağırlıklı rengi siyahımsı-bozdur. Evcilleştirilmesi çok kolaydır. Gece dolaşan bu hayvanlar meyve ve çeşitli bitkilerle beslenir. İlkbaharda çiftleşen ve yaklaşık 4 aylık bir gebelik döneminden sonra, gözleri kapalı dikenli bir-iki yavru doğuran bu canlıların yavrularının dikenleri doğduktan yaklaşık 10 gün sonra sertleşir.

AFRİKA MİSK KEDİSİ (Poiana richardsoni)
Afrika'nın hemen her bölgesinde, genelde gündüzleri ormanda ya da kendi yaptığı geniş, yuvarlak yuvasında uyuyan, geceleri dolaşan bir memelidir. Ergin bireylerinin uzunluğu 80 cm. kadar olan bu tür, küçük memeli, kuş, kurbağa, yılan, yumurta, taneler, kabuksuz meyve ve köklerle beslenir. Yılda iki kez ilkbahar ve sonbaharda 2-3 yavru doğurur

ALTIN BAMBU LEMÜR (Aureus hapalemur)
İlk kez 1986 yılında, Doğu Madagaskar'ın Ranomafana yağmur ormanlarında görülen bu tür sadece bambu ağaçlarında yaşar.
Kendine özel bir beslenme şekli vardır; türün diğer örnekleri bambu yaprakları ile beslenirken, bu lemür sadece bitkinin yumuşak uç kısımlarını yer. 1,2 kg. ağırlığında olan hayvan, 39 cm'i kuyruk olmak üzere 78 cm. boyundadır. Yaşadıkları yağmur ormanları, bu ender görülen türü korumak için resmen olmasa da gayrı resmi olarak "doğal park" statüsüne alınmıştır.

ASLAN (Panthera leo)
Memelilerin etçiler takımının en büyüklerinden biri olan aslanlara günümüzde daha çok Afrika'da rastlanır. Eskiden Balkanlar'da, Kuzey Afrika'da ve Batı Asya'da çok bol bulunan aslanlar, bugün özellikle Afrika'da Büyük Sahra'nın güneyinde yaşamaktadır. Aslanlar, bir ya da iki erkek ile birçok dişi ve yavrulardan oluşan sürüler halinde yaşarlar. Afrika savanlarında bazen ağaçlara da tırmanan aslan, zebraları, geyikleri, ceylanları, hatta mandaları avlayarak beslenir. Ayrıca bazen, sırtlanları korkutarak onların öldürdükleri hayvanları da yer.
Dişi aslan, her gebelik dönemi sonunda 1-5 yavru doğurur. Erkek aslan bir metre yüksekliğinde, 1.70 m. uzunluğunda (70 cm'lik kuyruğu dışında), yaklaşık 150 kg. ağırlığında bir memelidir. Tüyleri 'sarı kulamsı ya da esmerimsidir. En göze çarpan özelliği, genellikle kızıl-sarı, bazen de siyah olan yelesidir.

AYE-AYE (Daubentonia madagascariensis)
Boyu 36-44 santim olan bu lemür türü maymunun kuyruğu 25 cm'yi bulur. Genellikle bambu ormanlarında yaşadığı için "Yaldızlı bambu maymunu" olarak da adlandırılır. Böcek ve kurtçuklarla beslenir. Avını çok hareketli ve esnek bir yapıya sahip olan orta parmağı ile yakalar. Genellikle ya tek başına ya da çift olarak yaşar. Yuvasını bambu ormanında dallarla yapar. Çiftleşme ve üreme yöntemleri hala araştırılan bu hayvan doğal çevresi sürekli azaldığından hızla yok olmaktadır.

BEİSA GAZELİ (Oryx gazella beisa)
Doğu Afrika'nın savanlarında yaşayan bu hayvanın erkeklerinin boynuzu yaklaşık bir metre uzunluktadır. 6-40 kişilik gruplar halinde, antilop ve zebra sürüleriyle birlikte yaşarlar. Yaşlıları, yalnız yaşamaya terk edilir. Genellikle sert otlar ve yapraklarla beslenir, birkaç gün su içmeden yaşayabilirler...

BENEKLİ SIRTLAN (Crocuta crocuta)
"Gülen sırtlan" da denilen bu hayvan, Afrika'nın yarı çöl ve savan bölgelerinde yaşar. Bir etobur olan sırtlanın boyu 90 cm., ağırlığı 80 kg'dir. Gün boyunca kayalıklardaki kayalara saklanır; geceleri ya çift çift ya da grup halinde avlanır. Küçük antilopları, evcil kümes hayvanlarını, süt kuzularını ve süt danalarını avlar. Diğer güçlü memelilerin bıraktığı leşlerle de beslenir. Dişi, yerin 2 m. derinliğine açtığı yuvada her batında 1-2 yavru doğurur. Dişinin hamilelik dönemi 100-110 gündür. Benekli sırtlanların ender olarak 4 yavru doğurduğu da görülmüştür

BEYAZ GERGEDAN (Ceratotherium simum)
Beyaz gergedan, Afrika'da filden sonra en büyük hayvandır. Boyu 180 santim olan bu memelinin, ağırlığı 3,5 ile 5 ton arasında değişir. Güney ve Orta Afrika'nın savan bölgelerinde yaşar. Genel olarak 5-10 bireylik gruplar halinde dolaşır. Günün erken ve geç saatlerinde av aramaya çıkan beyaz gergedanlar, diğer zamanlarını serin yerlerde dinlenerek geçirirler. Dişi beyaz gergedan 490 günlük bir hamilelik döneminin sonunda bir yavru dünyaya getirir. Yavrular anne ve babalarını hayatları boyunca izlerler.

BURCHELL ZEBRASI (Equus burchelli)
Doğu Afrika ve Güneydoğu Afrika savanlarında yaşayan bu tür, en güçlü bireyin şefliğinde yaşarlar. Uzunlukları 1.35 m., ağırlıkları ise 320 kg civarındadır. Her gebelikte bir yavru doğurur ve yavruyu grup eğitir.

BÜYÜK CEYLAN (Dorcas gazella)
Afrika'nın kuzeyinden Hindistan'ın ortalarına kadar yayılan bölgede yaşayan bu türlerin boyları 0.9 ile 1.1 m. arasında değişir. Omuz yükseldiği 55-65 cm., kuyruk uzunluğu 15-20 cm. olan bu ceylan türünün ağırlığı 15-23 kg.'ı bulur. Savanları, yarı çölleri kendisine yaşam bölgesi seçmekle beraber artık eskisi kadar yaygın görülmemektedir. Yüksek sıcaklıkta ve az miktar su ile yaşayabilmeyi başarabilse de insanoğlu en uzak ve emniyetli yerlere bile ulaşarak ona zarar vermektedir.

ÇAKAL (Canis Aureus)
Köpek familyasından; iki türü Afrika'da; üçüncü bir türü ise Kuzey Afrika, Asya, Güneydoğu Avrupa'da yaşayan bir memelidir. Renkleri siyahtan kirli sarıya kadar değişir. Ortalama omuz yüksekliği 40 cm, ağırlığı 9 kg'dir. Genellikle gececi bir hayvandır; karanlık bastıktan sonra ulumasıyla tanınır ve daha çok bozkırlar, bataklıklar, kırsal kesimlerde yaşar. Dişiler bir batında 6-9 yavru yaparlar. Daha çok leşle beslenen çakal; aslan, kaplan gibi büyük yırtıcı hayvanların parçaladıkları avların artıklarını sırtlanlar ve akbabalarla paylaşır. Ayrıca küçük hayvanları da avlar.

ÇİTA (Acinonyx jubatus)
Kedigiller ailesinden olan bu hayvanın en tipik özelliklerinden biri öne doğru sivrilen çene yapısıdır. Savanda hızlı koşmasına yarayan uzun ve dengeli ayaklara sahipti: Boyu yaklaşık 80 cm, ağırlığı ise 45-65 kilodur. Dişi her keresinde 1-6 yavru dünyaya getirir. Çita, kara hayvanları dünyasının hızlı hareket eden yaratığıdır. Kısa mesafede 110 km. hıza ulaşabilir. Bu hızlanabilme özelliğiyle antilopları, tavşanları kolayca yakalar. Çıtalar açık arazide kuşlara bile saldırırlar. En büyük düşmanı, grup halinde saldıran sırtlanlardır. Onlardan korunmak için ağaçlara tırmanır.

ÇÖL TİLKİSİ (Fennecus zerda)
Cinsinin tek türü olan çöl tilkisi Kuzey Afrika, Sina ve Arabistan yarımadalarının çöl bölgelerinde yaşar. Çok küçükken yakalandıklarında kolayca evcilleşebilen kurşuni çöl tilkileri köpekler kadar sadık olurlar. Öteki tilkilerin tümünden çok daha iri kulaklıdır. Genel olarak kuma kazdığı yuvalarda yaşar. Yuvasını büyük bir hızla kazarak kısa bir süre içinde bütünüyle gözden kaybolur.
Kurşuni çöl tilkisi, öteki tilkilerin çoğuna oranla, bitkilere daha düşkündür. Yılın bazı aylarında, hemen yalnızca meyve ve tanelerle beslenir. Ayrıca küçük hayvanları ve böcekleri de yer, kümes hayvanlarını avlar. Bazen toprağı kazarak çıkardığı hayvanları da yer. Genellikle kış sonuna doğru ya da ilkbahar başında çiftleşir. Gebe dişi 49-56 gün süren gebelik dönemi sonunda, ortalama 5 yavru doğurur. Ağırlığı ancak bir kaç kilogram; postunun üst kesimleri kum renginde; karnı beyaz, kuyruk ucu siyah ve tüyleri uzun, yumuşaktır.

DAĞ ZEBRASI (Equus Zebra)
Birinci altcinsten olan dağ zebrası türü, hala eşeğin özelliklerini taşır. Afrika'nın en güneyini kaplayan dağlık kütlede yaşayan bu tür at gibi kişner. Boyu 1.25 m., ağırlığı 275 kg'dir. 5-12 bireylik gruplarla yaşarlar.

DEV KUDU (Tragelaphus strepsiceros)
Doğu ve Güney Afrika'nın savanlarında yaşar. Ender olarak dağlarda da görülür. 1.60 m. boyunda, 270-315 kg. ağırlığında olan bu hayvanın spiral biçimindeki boynuzlarının uzunluğu da bir metredir. Dişisinde boynuz yoktur. Grup halinde yaşarlar. Gündüzleri otla beslenir, öğleden sonraları geviş getirirler. Dev kudunun sayısı çok azaldığı için, bugün doğal parklarda koruma altındadır. Dişi, her batında bir yavru dünyaya getirir. Yavru iki gün sonra ayağa kalkar...

DEV PANGOLİN (Manis Gigantea)
Doğu Afrika'nın ve Ekvator bölgesinin savanlarında yaşar. Boyu yaklaşık 1.50 m'dir. Yalnız yaşamayı seven bu hayvan su kıyılarında dolaşır. Dev çenesiyle açtığı çukurlarda bulduğu sürüngenlerle ve böceklerle beslenir. Kendisini tehlikede hissettiği zaman kalın ve pullu derisinin altına saklanır. Dişi pangolin, toprağın içine kazıdığı yuvasında her keresinde bir yavru doğurur. Yavruların doğumda gözleri açıktır.

DRİLLO (Mandrillus Leucophaeus)
Afrika kıyılarındaki tropikal ormanlarda yaşayan drillo 40 kg. ağırlığında oldukça cüsseli bir maymundur. Gruplar halinde yaşar ve grubun liderliğini en güçlü drillo üstlenir. Genellikle sabahın erken saatlerinde av aramaya çıkan drillolar, meyve ve ağaç yapraklarının yanı sıra küçük omurgasızları ve böcekleri de avlanarak beslenirler. Mandril maymununa çok benzer, ama yüzünde onun gibi mavi bir bölüm yoktur. Dişi drillo her keresinde bir tek yavru doğurur ve uzun süre onu sırtında taşıyarak besler. Drilloların en büyük düşmanları leoparlar ve büyük yırtıcı kuşlardır.

DÜĞMELİ AFRİKA DOMUZU (Phacochoerus aethiopicus)
Dünya yüzündeki en çirkin yaratık olarak ün salmıştır. Ufak başı, yuvarlak ve şişman vücuduna, kısa bacaklarına ve ufak ayaklarına kıyasla muazzam gözükür. Yassı bir kepçeye benzer suratının yanlarındaki iki çift siğil ve deri kıvrımlarının arasına gömülmüş bulunan küçük gözleri, kafasını gerçekten iğrenç gösterir. Günün her saatinde hareket halinde olan bu hayvan, Orta ve Kuzey Doğu Afrika'nın otu bol açık ovalarında yaşar. Önce yana kıvrılan, sonra yukarıya ve burun yukarısına dönen kesici dişler, hayvanın enli burun ucuna yakındır. Bunların uzunluğu 25 cm. ise de 67-68 cm. uzunluğunda olanları da vardır. Omuz hizasında 75 cm. boyunda olabilir ve 100 kilo veya daha fazla çekebilir. Başka domuzlar gibi toprağı kazıyarak içinden kökler ve yumrular çıkarsa da, arada sırada çayırlarda zebra ve antilop sürüleriyle bir arada otlarken görülür. Sıkışınca çok cesur olan bu hayvan, avcılara saldırmaktan çekinmez. Midesine çok düşkündür. Ekinlere ve sebze-meyve bahçelerine girerek büyük zararlara neden olur. Yavrular doğdukları zaman çok küçük olmakla beraber çok hareketlidir. Dişi domuz bir ağaç kovuğunda, ya da sık bir çalılık içinde yerleşerek yavrularını dünyaya getirir. Yavrular, yaklaşık bir tavşan iriliğindedir.

GENÇ CEYLAN (Damaliscos Dorcas)
Güney Afrika savanlarında yaşayan bu ceylanın boyu bir metre, ağırlığı ise 80 kilodur. Boynuzlarının uzunluğu 50 cm'yi bulur. 6-30 kişilik gruplar halinde yaşarlar. Otobur olan genç ceylanlar düşmanlarından korunmak için su kenarlarına pek yaklaşmazlar. Dişi ceylan her keresinde sadece bir yavru dünyaya getirir.

GERENUK (ZÜRAFA ANTİLOP) (Litocranius granti)
Uzun boynu nedeniyle zürafaya benzetilen bu hayvanın boyu 90-105 cm, ağırlığı ise 30-50 kilodur. Etiyopya, Somali, Tanzanya ve Kenya'nın kurak bölgelerinde yaşar. Erkeğinin boynuzları vardır, dişisinin ise yoktur. Gerenuk, genelde yalnız yaşayan bir hayvandır, ama bazen 5-7 kişilik gruplar halinde de dolaşırlar. Çiftleşme mevsiminde birlikte yaşarlar. Dişinin hamileliği 7 ay sürer ve bunun sonunda 3 kilo ağırlığında bir yavru dünyaya getirir. Bu antilop türünün sayısı son yıllarda alınan önlemlerle oldukça artmıştır.

GORİL (Gorilla gorilla)
Afrika'daki Ekvator ormanlarında yaşayan iki ırkı vardır: Kıyı gorili (Gorilla gorilla gorilla), Gabon, Kamerun ve Ekvator Ginesi'nde, dağ gorili (Gorilla gorilla beringel) ise Kivu (Zaire ve Ruanda) bölgesinin yüksek yerlerinde yaşar. Günümüzde yaşayan maymunların en büyükleri olan insansı maymungiller ailesinden siyah tüylü, iri ve kasları güçlü bir maymundur; bacakları kısadır; kollarıysa gelişmiştir. Gözleri derine gömülüdür; köpekdişleri uzundur. Ormanlarda yaşarsa da ağaçlara az tırmanır. Genellikle muz ağaçlarının özleriyle ve bambu filizleriyle beslenir. Goriller çok eşlidir; oluşturdukları topluluklarda baskın bir erkek, daha alt düzeyde erkekler, dişiler ve genç goriller bulunur. Dişi 260 günlük hamilelik sonunda bir yavru yapar ve tam 10 hafta onu emzirir. Birinci ırkın boyu 1.80 m. kilosu 275 kg.; ikincisinin boyu 2 metre, kollarının açıklığı 2. 70 m.dir. Ağırlığıysa kimi kez 250 kiloya ulaşır. Ortalama 35 yıl yaşarlar.

GRANT GAZELİ (Gazella Granti)
Ekvatoryal Afrika'da yaşayan bu otobur gazelin boyu 80-90 cm, ağırlığı ise 45-80 kilo arasında değişir. Erkeğin boynuzlan 80 cm'i bulur. Dişininki ise çok daha küçüktür... Grant gazelleri 6-30 kişilik gruplar halinde, kendi idrarlarıyla belirledikleri 2 kilometrekarelik bir alanda yaşarlar. Bu hayvanın kesin bir üreme mevsimi yoktur. Dişi gazel, 6 aylık bir hamilelik süresinin sonunda her keresinde bir tek yavru doğurur. Yavrular doğumu izleyen haftalar boyunca anne gazelin yanından ayrılmazlar.

GREVY ZEBRASI (Equus Grevyi)
Etiyopya ve Somali'de yaşayan, eşeğe benzeyen, tüyleri bütün bedeninden toynaklarına kadar çok ince ve düzgün bir biçimde çizgili, tek parmaklılar takımının atgiller ailesinden memeli hayvan... Başlıca iki zebra kategorisi vardır: "Equus" ya da "asıl zebra" ve "Grevy zebrası". Öbür zebralar, her biri birçok türü kapsayan iki altcinse ayrılır. Beslenme stili atın ve eşeğinkini andıran zebra, otlar ve yeşilliklerle beslenir. Derilerindeki çizgiler yaşam yeri güneye yaklaştığı ölçüde kaybolma eğilimi gösterir. Boyu 1.60 m., ağırlığı 350-450 kg. olan Grevy zebrası, 4-15 kişilik gruplar halinde yaşarlar. Dişi, bir yıl süren gebelikten sonra bir tek yavru doğurur. Bu yavru, 15 dakika sonra ayakları üzerine dikilir. Gruplar, 10 kilometrekarelik bir alanda yaşarlar. Dişilerin bu alanın dışında çiftleşmesi cezalandırılır.

AFRİKA ANTİLOPU (Leche Kobus)
Güney Afrika'nın taşkın ovalarında yaşayan bu antilop türü uzun ve dar bacakları sayesinde çok rahat yolculuk eder. Uzunluğu 130-180 cm, boyu 85-130 cm. arası değişen bu canlıların üç farklı alt türünün sayıları bilinçsiz avlanma ya da insan yerleşimi yüzünden giderek azalmaktadır. Yapılan araştırmalar yeryüzünde bu üç türün toplam sayısının yaklaşık 130.000 olduğunu göstermiştir.

HABEŞ MAYMUNU (Papio Hamadryas)
Etyopya ve Somali'nin sav bölgelerinde yaşar. Erkeğinin ağırlığı 35 kg. iken dişisininki bunun tam yarısıdır. Gruplar halinde dolaşan Habeş maymunu sürülerinin liderliğini güçlü erkek maymun yürütür. Gündüzleri daha taşlık bölgelere gider ve yiyecek ararlar. Hem etobur hem otobur canlılardır. Ağaç kökleri, yaprak, meyve ve küçük memelilerle beslenir. Bu hayvanlar öğleden sonraları kaya bölgeleri bırakıp su kenarına çekilirler. Bunun nedeni, en büyük düşmanları leoparlardan uzak kalmaktır. Dişi her keresinde genellikle bir, istisnai olarak 2 yavru dünyaya getirir. Yavrunun büyümesinden tüm grup üyeleri sorumludur.

İMPALA (PALLAH) (Aepyceros Melampus)
Kenya ile Tanzanya'da hala bol miktarda bulunan ve bir akrabası da Güney Batı Afrika ve Angola'da yaşayan impala, daima suya yakın yerlerde bulunur. Günün sıcak saatlerinde genellikle ağaç gölgesinde yatan ve akarsu boylarında gezen bu hayvan, kısa mesafede antilopların en hızlı koşanıdır. Akarsuların kenarlarındaki otlarla beslenen impalalar, akrabalarının bazıları gibi yabani meyvelere olan düşkünlüğüyle de tanınır.
Erkekle dişi, sürülerin en kalabalık olduğu kış aylarında beraber yaşarlar. Yazın, genç bir erkekle 15-20 dişiden meydana gelen dağınık sürüler halinde dolaşırlar. Postu kızılımsı altın renginde, vücudun alt kısmı beyazdır. Yalnız erkekleri boynuzludur. Bunlar halka biçimlidir, uzunlukları da 35-50 cm. kadardır. İmpala'nın omuz hizasındaki boyu 90 cm, ağırlığı en çok 80 kilodur.

İNDRİ (İndri İndri)
Bu hayvan Madagaskar'ın doğusundaki yağmur ormanlarında yaşar. Boyu yaklaşık 65 cm'dir. Kuyruğu çok kısadır. İndriler küçük gruplar ya da aile halinde yaşarlar. Kuş yumurtaları ve meyve ile beslenirler. Küçük kuşlara ve böceklere saldırdıkları da görülür. Ailenin tecrübeli maymunları daha küçüklere avlanmayı öğretir. Dişi indri her keresinde bir tek yavru dünyaya getirir ve bu yavrunun gözleri oldukça uzun bir süre kapalı kalır.

KILLI KULAKLI CÜCE LEMÜR (Trichotis allocebus)
İlk kez 1875 yılında tanımlanmasına rağmen, geçtiğimiz senelerdeki tekrar keşfine kadar canlı gözlemlenemeyen kıllı kulaklı cüce lemür, Kuzeydoğu Madagaskar'ın yağmur ormanlarında yaşayan, türünün örneği çok az olan bir hayvandır. 75-80 gr. ağırlığında ve 12-14 cm. uzunluğundadır. Kuyruk uzunluğu 16-19 cm. olan bu maymun türü usta bir sıçrayıcıdır; göz açıp kapayıncaya kadar büyük bir hızla hareket eder ve avlanır...

KIRMIZI COLOBUS (Colobus Badius)
Fildişi Sahili'ndeki Tai ormanlarında yaşayan bu maymun türünün en büyük düşmanları leoparlar ve şempanzelerdir. En önemli özelliği tehlike karşısında bağırmasıdır. Kendisini avlamak isteyen leoparlara şiddetle bağırıp onları kaçırırken, gruplar halinde dolaşan diğer düşmanları şempanzeler karşısında sessiz kalarak korunur. Yaprak yiyerek beslenen, ama meyve ve böcek de yiyen bu hayvan, şempanzelerden çok daha seridir. En büyük düşmanı ise yöreye özgü bir tür kartaldır.

KUM KEDİSİ (Felis Margarita)
Kuzey Afrika ve Güneybatı Asya'nın çöllerinde yaşayan bu kedi türü parmaklarının arasındaki kürkler sayesinde kuma batmadan ve ayakları yanmadan yürüyebilir. Bu adaptasyon, anne kum kedisinin yavrularını beslemek için çıktığı kertenkele avında geniş bir araziyi gezmesini sağlar. Ağırlığı 2-3 kg. arasında değişen bu türün uzunluğu 45-57 cm., yüksekliği 26 cm.'yi geçmez. Vahşi ortamında çok ender görülen bu memelinin son örnekleri hayvanat bahçelerinde izlenmektedir.

LEOPAR (Panthera Pardus)
Afrika'da olduğu kadar Güneydoğu Asya'da bol miktarda bulunur. Hem savanda hem ormanda hem de kayalık bölgeler yaşar. Avcı bir etobur olan leoparın boyu 70 santim ağırlığı ise 80 kilodur. Genel olarak tek başına yaşamayı sever. Ancak üreme döneminde çift halinde dolaşmaya başlar. Gündüzleri kayaların serinliklerinde dinlenen leopar genellikle geceleri avlanır. Maymunlara, antiloplara ve yaban domuzlarına saldırır. Bunun yanı sıra tavuk, koyun ve tavşan avlayarak da beslenir. Kıtlık zamanında balık avlamaya da çıkar. Dişi leopar keresinde 1-5 yavru dünyaya getirir.

MADAGASKAR MAYMUNU "KATTA" (Lemur Çatta)
Madagaskar Adası'nın dağlık bölgelerinde yaşayan bu maymun türünün boyu 40, kuyruğu ile birlikte 50 cm'dir. Günün bütün bölümünü ağaçların dalları arasında dolaşarak geçirir. Küçük böceklerle, kuşlarla, örümceklerle, kuş yumurtalarıyla, tatlı meyvelerle beslenir, grup halinde yaşarlar. Dişi, her keresinde bir, ender olarak 2 yavru dünyaya getirir.

MONGO (Lemur Mongos)
Madagaskar Adası'nın kuzey bölgesindeki dağ ormanlarında yaşayan bu hayvan, ender olarak Komor Adaları'nda da görülür. Erkeğinin rengi dişisine oranla biraz daha kızıldır. Gün boyunca ağaç dallarında uyuyan bu hayvanlar, böcek, kurtçuk, kuş yumurtası ve meyveyle beslenirler. Dişi, her defasında bir yavru doğurur. 5 haftalık yavru rahatlıkla ağaçlara tırmanabilecek duruma gelse de ana mongo uzun süre onu tek başına bırakmaz... OKAPİ (Okapia johnstoni)
Zaire'nin yağmur ormanlarında yaşar. Boyu, 1.60m., ağırlığı 225 kg. olan bir domuz türüdür. Genellikle çift halinde yaşarlar. Gündüzleri düşmanlarından saklanan bu hayvan, geceleri otlarla beslenir. Dişi, her batında tek yavru yapar. Yavrunun doğumundaki ağırlığı 20 kg'dır. Bu hayvanın işitme duyusu çok gelişmiştir. En küçük bir seste hızla kaçar...

ORİBİ (Ourebia Ourebia)
Küçük ama çok çevik olan bu antilop Sahra bölgesinde ve tüm Afrika savanlarında yaşar. Boyu 50-65 cm, ağırlığı ise 9-20 kilodur. Erkek oribilerin küçük boynuzları varken, dişilerin yoktur. Boynuzun uzunluğu ise yaklaşık 15 cm'dir.
Bazı zoologlar "oribi' nin bir tür olmadığını, diğer antilopların alt türü olduğunu iddia etmektedirler. Oribiler çiftler halinde yaşarlar. Bazen ender olarak 6-10 kişilik gruplar oluştururlar.

PALA BOYNUZLU CEYLAN (Oryx Gazella Dammah)
Çad'ın kıraç otlaklarında yaşayan bu türün binlercesi, 30 yıl öncesine kadar Büyük Sahra'da dolaşmaktaydı. Ancak kontrolsüz avlanma ve kuraklık yüzünden şu anda yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar... Ağırlığı 100-200 kg arası değişen pala boynuzlu ceylanın omuz yükseldiği 100-125 cm.'yi bulur. 10-15 bireylik küçük gruplar halinde yaşayan bu ceylanın bugün yaşayan birey sayısının 200'ün altında olduğu sanılıyor... Akasya yaprağı, ot, şekerli bitkiler ve meyvelerle beslenir. 9 ay süren gebelikten sonra dişi ceylan bir yavru doğurur...

PİGME SUAYGIRI (Choeropsis Liberiensis)
Sierra Leone ve Gine'de yaşar. Boyu 75 cm. ağırlığı ise 160-270 kilodur. Pigme su aygırı yüzmez. Yalnız yaşayan bir hayvandır. 200 günlük bir hamilelik döneminden sonra dişi bir tek yavru dünyaya getirir. Pigme su aygırı ilk kez 1841 yılında keşfedilmiştir. Soyu hızla azalan bir hayvandır.

SENEGAL GALAGOSU (Galago Senegalensis)
Bugün esas olarak Madagaskar'da yaşayan bu hayvan, primat türünün ilk örneklerinden kabul edilir. Boyu 15 cm, kuyruğu ise 5 cm. uzunluğundadır. Oldukça hareketli olan bu hayvan yerde 2 metre uzunluğa atlayabilir. Ağaçlarda yaşayan böceklerle besleyen Senegal galagosu, gündüzleri dinlenir, geceleri avlar. İdrarıyla belirlediği kendi bölgesinde ailesi ile birlikte yaşar. Kurak mevsimde dişi galago, iki yavru dünyaya getirir.

SERVAL (Felis Serval)
Serval, kedigiller ailesinden uzun bacaklı bir hayvandır. Boyu 55 cm, ağırlığı ise 13-18 kilodur. Genellikle savanlarda ve orman kenarlarında yaşar. Geceleri kuş, tavşan, sürüngen avlayarak beslenir. Fazla derin olmayan sularda balık avına da çıkar. Erkek serval, kendi egemenlik alanlarını idrarlarıyla belirlerler. Belli bir üreme mevsimleri yoktur. Hamileliği 2,5 ay süren dişi serval her keresinde 1-5 yavru dünyaya getirir. Yavrular 21 aylık bir dönemin sonunda yetişkinliğe ulaşırlar.

SİYAH AFRİKA ANTİLOPU (Oryx Gazella Gazella)
Bu hayvan Güney Afrika'nın savan ve yarı çöl bölgelerinde yaşar. Güçlü bir yapıya sahip olan bu antilobun boyu 120 cm, ağırlığı ise 205 kilodur. Erkek antilopların boynuzlarının uzunluğu 120 cm'yi bulur. Dişilerin boynuzu ise biraz daha kısadır. Genel olarak grup halinde yaşarlar. Sadece yaşlı antiloplar yalnız dolaşır. 30-40 antiloptan oluşan grubun sayısı kurak mevsimde 100'ü bulur. Dişi siyah Afrika antilobu 270 günlük bir hamilelik döneminden sonra bir tek yavru dünyaya getirir.

SİYAH AFRİKA GERGEDANI (Diceros Bicornis)
Güney Afrika'nın savanlarında yasayan bu memelinin boyu 1.50 cm., ağırlığı ise 1-1,5 tondur. Kendi bölgesinin dışına çıkmayı sevmeyen ve yalnız yaşayan bu hayvan egemenlik bölgesini bıraktığı dışkılarla belirler. Üreme döneminde kendine bir eş bulur. Dişi, 17-18 aylık hamilelik sonunda sadece bir tane yavru yapar. İkinci yavru olduğunda, ilk yavru aileyi terk eder. Siyah gergedan, çok becerikli bir hayvandır; 50 cm'lik patika yollarda bile rahatlıkla hareket bilir. Otobur olan bu hayvan, genellikle gündüz erken saatlerde beslenmek için dolaşır. Gece saatlerinde geviş getirirken çıkardığı ses 20 km. uzaktan duyulabilir. Dev cüssesine rağmen saatte 50 km. hızla hareket edebilen, genellikle barışçıl karakterde bir hayvandır.

SUAYGIRI (Hippopotamus amphibius)
Suaygırı, tropikal Afrika'nın göllerinde ve «kanalarında yaşar. Boyu 140-160 santim, ağırlıkları ise yaklaşık 3 tondur. Genellikle 10-30 bireylik gruplar halinde dolaşır. Gözleri, kulakları ve burun delikleri küçük çıkıntıların üstünde yer alır. Böylece hayvan suda bulunduğu zaman gözler, kulaklar ve burun delikleri suyun yüzüne çıkarlar. Bağırışı bir çeşit kişneme gibidir; su bitkileriyle beslenir. Suyun içine dalmış olarak beş dakika kalabilen hızlı yüzücü hayvanlardır. Dişi her keresinde bir yavru doğurur. Yavrular suda doğar; doğduklarında 45 kg., renkleri pembe olan bu yavrular yürümeden önce yüzerler.

SÜRİKAT (Suricata Suricatta)
Güney Afrika'nın ağaçlık ve kayalık bölgelerinde yaşayan bir memelidir. 20 üyelik gruplar halinde yaşarlar. Güçlü ağız yapıları sayesinde yeri, hatta kayaları bile oyabilirler. Böcek, akrep, örümcek, küçük sürüngen ve kuşlarla beslenir. Zehirli kobralara saldırabilecek kadar gözü kara yaratıklardır. Dişi her keresinde 2-4 yavru dünyaya getirir. Yavruların gözleri 12 gün geçtikten sonra açılır.

ŞEMPANZE ( Pan troglodytes)
Primat ailesinin en yaygın örneği olan şempanzeler, Orta ve Ekvatoral Afrika'da bol miktarda bulunur. Erkeklerinin ağırlığı 100 kg., dişilerininki ise 40 kg.'dır. Şempanzeler, aile bireylerinden oluşan 2-50 kişilik gruplar halinde yaşarlar.
Gündüz saatlerinde yiyecek arayan bu hayvanların beslenme listesi oldukça uzundur: Yaprak, böcek, meyve, kuş yumurtası' Bazı şempanzelerin diğer maymunlara ve antiloplara da saldırdığı görülür. Dişi her keresinde bir yavru yapar; yavru 6 aylıkken yürümeye başlar ve 4 yıl annesinin yanından ayrılmaz. Bütün maymun türleri içinde insana en fazla benzerlik gösteren maymun şempanzedir. Bu sadece anatomik ve fizyolojik özelliklerinden değil, yeteneklerinden de kaynaklanır. Şempanzeler, eğitim ile en karmaşık müzik aletlerini bile çalmayı öğrenebilirler.

TENREK (Tenrec ecaudatus)
Böcek yiyenler grubundan olan tenrekin uzunluğu 30-40 cm arasındadır.Madagaskar'ın çalılık bölgelerinde yaşar. Gece boyunca dolaşarak böcek, kurtçuk, larva yiyerek beslenen bu hayvan, dallardan düşen meyveleri de yer. Dişi tenrek, her batında 12-30 yavru dünyaya getirir. Yavruların gözleri 10 gün sonra açılır.

THOMSON GAZELİ (Gazella Thomsoni)
Afrika'nın ekvator kuşağına yakın, bol bitki örtüsüne sahip savanlarda yaşayan bu hayvanın boyu yaklaşık 65 cm., ağırlığı ise 20-30 kg'dır... Erkeklerinin boynuzlarının uzunluğu 30 santime ulaşır. Dişilerinin boynuzu ise daha kısadır. Afrika'da en sık rastlanan gazel türü olan Thomson gazelli genellikle 10-50 lik gruplar halinde yaşarlar. Savandaki otlarla ve ağaçların yapraklarıyla beslenir.

VARİ (Varecia variegatus)
Madagaskar Adası'nda en az rastlanan lemur türü olan bu hayvanın boyu 60 cm. kadardır. Genellikle yırtıcı kuşların yuvalarından yumurta çalarak beslenir. Dişi, her defasında 2-3 yavru doğurur. Anne, yavruyu yuvada terk eder, ama zaman zaman gelip emzirir. Bütün günü tembellikle geçiren vari, gece böcek ve küçük omurgasızları avlamaya çıkar. Şekerli meyveler en sevdiği besin maddelerindendir.

WALIA DAĞKEÇİSİ (Capra walie)
Gelişmiş bireylerinin ağırlığı 30-100 kg. arasında değişen bu dağ keçisinin boyunun uzunluğu 130-160 cm'yi, yüksekliği ise 80-110 cm.'yi bulur. Etiyopya'nın Simien Dağları'nda yaşayan bu türün atalarının Yakın Doğu'da yaşadığı ve binlerce yıl önce de Afrika'ya göç ettikleri biliniyor. Bugün küçük bir nüfusu Etiyopya'da köyler tarafından çevrelenmiş dağlık arazide yaşamını sürdüren ve sayıları da giderek azalan bu hayvanlar, diğer keçi türleri gibi otçul bir beslenme biçimine sahiptir.

YER DOMUZU (Orycteropus afer)
Köklü ağaçların bulunduğu ormanlarda ve savan bölgelerinde yaşar. Boyu 60 cm'den uzundur, ağırlığı ise 80 kilodur. Uzun kulaklara ve vantuz biçiminde ağız yapısına sahiptir. Bu ağzı sayesinde yerin altında 6 metre derinliğe giden galeriler açabilir. Daha çok karınca yiyerek beslenen bu hayvanın dişisi bir keresinde bir yavru dünyaya getirir.

YEŞİL MAYMUN (Cercopithecus aetiops)
Uzunkuyruklu maymunlar da denilen bu cins, dar burunlu maymunlar cinsindendir. Afrika'nın büyük bir kesiminde yaşarlar. Bazı erkek bireylerin yönettiği aileler ve haremler oluşturarak 30-40 bireylik topluluklar halinde dolaşan bu maymunların ana yiyeceği muzdur. Beslenmede, özünde muzun aromasına yakın bir lezzeti içeren şekerli meyveleri de tercih edebilirler. Başlıca özellikleri, uzun bir kuyruk, küçük kaba et nasırları ve sarkık yanaklardır. Boyları 45-65 cm. dir.

ZIPLAYAN ANTİLOP (Antidorcas marsupialis)
Güney ve Güneybatı Afrika'nın savanlarında yaşar. Boyu 75-85 cm, ağırlığı ise 32-36 kilodur. Boynuzlarının uzunluğu 40 cm'i bulur. Kendisini tehlikede hissettiği zaman zıplayarak kaçar. Bu hayvanlar özellikle yemek bulmaya çıktıklarında grup halinde dolaşırlar. Su kenarları tehlikelerle dolu olduğu için zamanla susuzluğa dayanma yeteneği elde etmişlerdir. Bir etoburdur ve dişisi her keresinde, 6 aylık bir hamilelik döneminin sonunda bir yavru dünyaya getirir.

ZÜRAFA (Giraffa camelopardalis)
Çift parmaklılar takımının zürafagiller ailesinden memeli hayvanın boyu, boynunun uzunluğu sayesinde 5.50 m'ye ulaşır. Bu özelliğiyle bütün öbür memelilerden ayrılır. Cape Town'a kadar uzanan Afrika savanlarında yaşayan zürafaların başında deriyle örtülü iki küçük boynuz ve gözlerinin arasında, tam ortada bir şişkinlik bulunur. Tüylerine göre iki alttür ayırt edilir: Tüyleri açık sarı benekli olan benekli zürafa ve daha kızıl renkli olan tüyleri belirgin bir biçimde beyaz çizgilerle bölünmüş olan ağsı benekli zürafa' Uzun boyunları zürafalara yüksek ağaçlardan beslenme olanağı sağlarken suyu ancak ön ayaklarını iki yana doğru açarak içebilirler. Zürafa koşarken aynı yandaki ayaklarını, aynı anda ileriye doğru fırlatan ve hızlı koşabilen bir hayvandır.10-30 bireylik küçük sürüler halinde, ağaç yapraklarını, özellikle de dikensi yapraksı akasyaları yiyerek yaşarlar. Her batında bir yavru doğurur; yavrunun doğum anında boyu 2 m'dir ve gözleri açık doğar.

 

AVRUPADA YAŞAYAN KUŞ TÜRLERİ

ALAKARGA (Garrulus glandarius)
İskandinav Yarımadası dışında, bütün Avrupa'da, Kuzey Afrika'da ve Asya'da da yaşar. Uzunluğu 34 cm, kanatlarını açtığında 54 cm. büyüklüğündedir. Kuru yapraklar ve bitki köklerinden yaptığı yuvasında mayıs ve haziran aylarında 5-7 yumurta yapar. Bunların üzerine çift ortaklaşa kuluçkaya yatar. Yavrular, yumurtadan çıktıktan üç hafta sonra yuvayı terk ederler. Alakargalar hem otobur, hem de etobur hayvanlardır. Ot, larva, böcek, küçük sürüngenler yiyerek beslenirler.

AVRUPA KARTALI (Aquila chrysaetos)
90 cm. uzunluğundaki bu hayvanın boyu kanatlarını açtığında 2 m'ye ulaşır. Çok güçlü bir yırtıcı kuş olan kartal Avrupa'nın kayalık bölgelerinde dolaşır. Dişi her keresinde 1-2 yumurta bırakır ve yavrular 45 günlük bir kuluçka döneminden sonra yumurtadan çıkarlar. Erkeğin getirdiği yemi dişi gagasıyla yavrulara yedirir. Yavrular 70-80 gün sonra tek başlarına uçmaya başlarlar. 4.5 kilo ağırlığındaki dişi kartal 7 kilo ağırlığındaki bir koyunu rahatlıkla pençeleriyle yakalayıp kaçırabilir. Kuş ve küçük memelileri avlayarak beslenirler.

BALABAN KUŞU (Botaurus stellaris)
İskandinavya hariç tüm Avrupa'da yaşayan bu kuşun uzunluğu yaklaşık 75 cm'dir. Sıcak ilkbahar akşamları çok güzel öter. Mayıs ayında dişi 4-6 yumurta yapar. Çiftler ortaklaşa kuluçkaya yatarlar. Böcek, örümcek, balık, küçük sürüngen, fare avlayarak beslenirler. Yalnız yaşayan hayvanlardır.

BEYAZ LEYLEK (Ciconia Ciconia)
Bütün Avrupa'da bulunan bu hayvan kış aylarında Afrika'yı göç eder ve nisan ortalarında tekrar Eski Kıta'ya döner. Yuvasını yüksek ağaçların dallarına ve evlerin çatısına yapar. Dişinin bıraktığı 4-5 yumurta üzerine dişi ve erkek leylekler birlikte kuluçkaya yatarlar. Yavruları anne ve babaları bir ay boyunca gagalarından beslerler. Beyaz leylekler etobur hayvanlardır ve küçük omurgasızlarla, böceklerle beslenirler. Bu nedenle çiftçiler tarafından çok sevilirler...

BÜLBÜL (Luscinia megarhynchos)
Güzel sesi nedeniyle Avrupa'nın en tanınmış kuşudur. Genellikle geceleri dolaşmaya çıkarlar, gündüzleri de öterler. Akarsu kıyılarında yaşayan bülbüllerin dişisi her keresinde 5-6 yumurta yapar ve 13 günlük bir kuluçka döneminden sonra yavrular yumurtayı kırıp çıkarlar. Boca örümcek ve kurtçuk ile beslenen bülbüllerin uzunluğu yaklaşık 16 cm'dir. Ağustos ayında Afrika'ya göç eden bülbüller nisan ortasında geri dönerler.

BÜYÜK TOYKUŞU (Otis tarda)
Orta Avrupa steplerinde ve ovalarında yaşayan bu kuş, Avrupa'daki en iri kuşlardan biridir. Uzunluğu 75-105 cm, ağırlığı ise 8-16 kg'dır. Rengi gri, büyük kanat tüyleri ise siyahtır. Gagasının dibinden uzun beyaz kıllar sarkar. Erkeğinin boynunda ince deriden bir kese vardır. Dişi her keresinde 2-3 yumurta yapar ve bunların üzerine kendisi kuluçkaya yatar. Büyük toy kuşları tohum, bitki yerler ve küçük omurgasızları avlayarak beslenirler. Kış aylarında daha sıcak bölgelere göç ederler. Çiftleşme mevsiminde çok kavgacıdırlar

ÇAKIRDOĞAN (Accipiter gentilis)
Oldukça iri ve tüm Avrupa'da rastlanan bir yırtıcı kuştur. Uzunluğu 55 cm'dir. Kanatlarının açtığında ise genişliği 1.40 cm'i bulur. Geniş bölgelerde çiftler halinde yaşar, 5 kilometrekarelik bir egemenlik alanı kurarlar. Dişi her keresinde 3-4 yumurta yapar ve bunları üzerine kendisi kuluçkaya yatar. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonraki 10 gün boyunca yuvadan ayrılmaz ve anne ve babaları tarafından beslenirler. Çakırdoğanlar küçük memelileri ve kuşları yakalayarak beslenirler. Kendisi gibi yırtıcı diğer kuşlara da saldırdıkları görülür.

ÇAPRAZ GAGALI İSPİNOZ (Loxia curvirostra)
Avrupa'nın tüm ormanlarında yaygın biçimde yaşayan bu kuşun erkeklerinin tüylerinin rengi kırmızı, dişilerininki ise yeşildir. Boyu yaklaşık 16,5 cm. olan bu hayvan böcek ve örümcek yiyerek beslenir. Dişi yuvasını ağaç tepelerine genellikle yosunlarla kaplayarak yapar. Her keresinde de 3-4 yumurta bırakır ve bunların üzerine kendisi kuluçkaya yatar. Yavruların beslenmesinden ise erkek sorumludur. Yavrular biraz büyüdükten sonra anne ve baba tarafından terk edilirler. Yavrular başka kuş gruplarının arasına karışarak büyürler.

ÇAVUŞKUŞU (Upupa epops)
İngiltere ve İskandinavya Yarımadası dışında tüm Avrupa'da yaşayan bu kuşun uzunluğu yaklaşık 28 cm'dir. Sonbaharda yuvasını terk eder ve Afrika'ya göç eder. Nisan ayında geri döner. Çavuşkuşu sulak bölgelerde dolaşır ve böcek, larva yiyerek beslenir. Dişi her keresinde 6-7 yumurta bırakır ve 16-20 gün bunların üzerine kuluçkaya yatar. Bu kuşun en tipik özelliği yavaş ve dalgalı bir uçuş ritmine sahip olmasıdır.

DENİZ KIRLANGICI (Sterna paradisaea)
Göçmen kuşlardan olan bu hayvan kış aylarında Kuzey Afrika sahillerine uçar. Nisan ayının ortalarında Avrupa'ya geri döner. Avrupa'nın tüm kıyı şeridinde ve hatta Sibirya'da bile görülür. Deniz kabukluları ve balık ile beslenir. Dişi genellikle 5-7 yumurta yapar ve bunların üzerine kendisi kuluçkaya yatar. Yavruların beslenmesinden ve onlara uçma öğretilmesinden de dişi sorumludur

GÜVERCİN (Columba livia)
290 türü olan kalabalık bir grubun üyesidir. "Evcil güvercin" ya da "Kaya güvercini" adıyla andır. Sırt tüyleri gevşek olan güvercinin bu özelliği, onun şahin, kartal gibi vahşi kuşlardan kurtulmasını sağlar. Yiyeceklerinin tamamı bitkiseldir. Tohum, yumru, orman yemişleriyle beslenirler. Bol suya ihtiyaç duyarlar. Su, yediği tanelerin şişmesini sağlar. Kuzey güvercinleri daha çok göçebe, güney güvercinleri ise yerli kuşlardır. Güçlü ve hızlı uçuculardır; bu nedenle evcilleştirilerek posta işlerinde kullanılabilirler. Yavrularını, kursağının zarından salgıladığı bir sütle besler.

İSPİNOZ KUŞU (Fringilla coelebs)
Serçegillerden olan kuşa bütün Avrupa, Ön Asya ve Rusya'da rastlanır. Uzunluğu yaklaşık 15 cm'dir. Kent parklarında bahçelerde yaşar. İlkbahar başında dişi yuva yapar ve içine 5 yumurta bırakır. Bunların üzerine kendisi kuluçkaya yatar. İspinozlar yeni doğan yavrularını böcek ve kurtçuklarla besler, kendileri tohum, küçük yemiş ile yetinirler. Çok sosyal kuşlardır ve üreme mevsimleri dışında diğer kuşlarla birlikte grup halinde yaşarlar

KAYA AĞAÇKAKANI (Tichodroma muraria)
Alp, Apenin, Karpat ve Balkan dağlarında yaşayan bu hayvanın uzunluğu yaklaşık 17 cm'dir. Üreme mevsimi dışında genellikle yalnız dolaşır. Kayalar arasına yaptığı yuvasına dişi ağaçkakan her keresinde 3-5 yumurta bırakır. Yavrular 18 günlük bir kuluçka döneminden sonra yumurtaları kırıp çıkarlar. Böcek, larva, örümcek ile beslenen bu kuş, kış aylarında göç etmez ama yüksek kayalıklardan daha alçak yörelere iner

KEÇİSAĞAN KUŞU (Apus apus)
Mayıs başlarında göç ettiği Afrika'dan Avrupa'ya geri dönen bu kuşun uzunluğu 16,5 cm'dir. Çok hızlı ve mükemmel bir uçucu olan keçisağan kuşları saatte 200 kilometre yol kat edebilirler. Kentlerdeki yüksek binaların üstüne yuvalarını yaparlar. Dişi her keresinde 2-3 yumurta bırakır ve bunların üzerine kendisi kuluçkaya yatar. Ağustos ayı başında yeniden sıcak yörelere göç eden bu kuşlar böcek, örümcek ve küçük sürüngenlerle beslenirler.

KEKLİK (Alectoris graeca)
Alp, Apenin, Karpat ve Balkan dağları ve onların uzantılarında yaşayan yaklaşık 35 cm. uzunluğunda bir kuştur. Otlarla kaplı kayalıklarda dolaşır. Üreme mevsimi nisan, haziran ayları arasındadır ve dişi her keresinde 9-15 yumurta yapar. 24-26 günlük bir kuluçka döneminden sonra çıkan yavruları dişi keklik gagasıyla taşıdığı yemlerle besler. 1000-2300 metre yükseldiklerde yaşayan bu hayvan kış aylarında yiyecek bulmak için daha aşağılara iner. Ot, tohum gibi bitkilerin yan sıra böcek, kurt ve kabuklu hayvanlarla da beslenir.

KEL ATMACA (Neophron percnopterus)
Avrupa'da sayısı çok azalan ve kışın Afrika'ya göç eden bu kuşun uzunluğu kanatları açık iken 170 cm'dir. Geniş alanlarda diğer memelilerin leşleriyle beslenir. Bazen küçük sürüngenlere, memelilere ve farelere saldırdıkları da olur. Bir başka besin maddesi ise diğer kuşların yumurtalarıdır. Genellikle çift yaşayan bu hayvanlar yuvalarını kaya kovuklarına yaparlar. Dişi her keresinde bir tane beyaz yumurta yapar. Bazen bu yumurtanın rengi pembedir.

KERKENEZ KUŞU (Falco tinnunculus)
Avrupa, Asya ve Afrika'da yaşayan bu kuşun uzunluğu 34 cm'dir. Kemirgen, kuş ve küçük memelileri avlayarak beslenen yırtıcı bir kuştur. Son yıllarda bu hayvan kent yakınlarına kadar sokulmaya başlamıştır. Dişi kerkenez, her keresinde 5-7 yumurta yapar. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra erkek kerkenez bir süre tüm aileyi tek başına besler.

KIRLANGIÇ (Hirondo rustica)
Avrupa'da yaygın bir biçimde bulunan bu kuş, önceleri kayalık bölgelerde yaşarken bugün kentlere inmiştir. Kuyruğuyla birlikte boyunun uzunluğu yaklaşık 19 cm'dir. Böcek ve kurtçuk ile beslenen kırlangıçlar kış aylarında Afrika'ya göç ederler ve nisan ortasında Avrupa'ya geri dönerler. Dişi her keresinde 5 yumurta yapar ve bunların üzerine kendisi kuluçkaya yatar. Yavruların beslenmesinden de dişi kırlangıç sorumludur. Yavru kırlangıçlar 20 gün içinde uçmayı öğrenirler

KRAL KARGA (Corvus corax)
Avrupa, Asya ve Amerika kıtasında yaşayan bu kuşun genişliği kanatları açıkken 1.20 m'dir. Ormanın yanı sıra kayalıklarda ve dağlarda da yaşar. Kargalar genellikle çift olarak dolaşırlar ve dişi karga şubat ayında yaptığı yuvanın içine 4-6 yumurta bırakır. Bunların üzerine sadece dişi karga kuluçkaya yatar. Yumurtadan çıkan yavruları ise erkek karga besler. Genellikle leş ile beslenen bu hayvan, küçük sürüngenleri ve küçük omurgasızları da avlar.

KRAL ÖRDEK (Somateria spectabilis)
Grönland Adası'nda yaşayan bu hayvanın uzunluğu yaklaşık 56 cm'dir. Erkeğinin renkleri dişisine oranla çok daha güzeldir. Haziran ayında dişi bitkilerin arasına bir yuva yapar ve 3-7 yumurta bırakır. Doğumdan sonra dişi ördek yavrularını hemen suya götürür. Bu hayvanlar su kabukluları, balık, böcek ve küçük deniz ürünleriyle beslenirler. Çok mükemmel bir yüzücü olan bu ördekler kanatlarını dalış için de kullanırlar

KULAKLI ORMAN BAYKUŞU (Asio Otus)
64 derece kuzey enleminden itibaren bütün Avrupa'da, ayrıca orman sınırının kuzeyinden itibaren Urallar'la Japonya arasındaki bütün Orta Asya'da bulunur. 30-35 cm uzunluğundaki bu küçük kuşun kendine özgü çok ilginç bir sesi vardır. Ağaç kavuğu olan her yerde dolaşır. Gündüzleri dinlenen bu hayvan geceleri küçük memelilere, böcek ve örümceklere saldırarak avlanır. Ağaç kavuğuna bıraktığı yumurtaların üzerine dişi baykuş kuluçkaya yatar.

KÜÇÜK AVRUPA AĞAÇKAKANI (Sitta europaea)
Avrupa'da meralarda, parklarda ve büyük bahçelerde yaşayan bu kuşun uzunluğu yaklaşık 14 cm'dir. Göçmen kuşlar değillerdir ve kış aylarını bulundukları bölgede geçirirler. Dişi nisan ayının sonlarında 6-8 yumurta yapar. Yuvalarını genellikle ağaç kavuklarına kurarlar. Yuvanın ağzını çok dar tutarak yırtıcı kuşların girmesini engellerler. Kuluçkaya sadece dişi yatar. Genellikle larva, örümcek, küçük omurgasızlar ile beslenirler. Kış aylarında ise tohum yiyerek varlıklarını sürdürmeye çalışırlar.

PEÇELİ BAYKUŞ (Tyto alba)
Avrupa'nın kayalık bölgelerinde yasaya baykuşun uzunluğu yaklaşık 34 cm'dir. Zaman zaman yerleşim alanlarının çok yakınlarına kadar sokulur. Yuvasını ağaç kovuklarının içine ya da çan kulelerine yapar. Dişi her keresinde 4-6 yumurta bırakır ve bir ay süren bir kuluçka döneminden sonra yavrular yumurtaları kırıp çıkarlar. Yavrular yuvayı 55. günde terk ederler. Bu süre içinde anne ve babalarının getirdiği yemlerle beslenirler. Oldukça güçlü bir yırtıcı kuş olan peçeli baykuş böcek, örümcek, kurtçuk avlayarak beslenir.

SAKA KUŞU (Cardvetis cardvetis)
Avrupa, Asya'nın batısı ve Kuzey Afrika'da yaşayan ötücü bir kuştur. Türkiye'nin hemen her yerinde yaygın olarak görülür ve kafeste beslenir. Erişkininin uzunluğu 14 cm'dir. Güzel ötüşüyle tanınan bu kuşlar özellikle devedikeni tohumlarıyla beslenirler. Orman kenarlarında ve ağaçlık yerlerde ürerler. Üreme mevsimleri dışında küçük sürüler halinde dolaşırlar. Meyve bahçeleri ve parklarda sık görülen kuşlardandır.

SAKALLI KARTAL (Gypaetus barbatus)
Fransa'nın Haute-Savoie bölgesinde yaşayan bu hayvanın en tipik özelliği, gagasının altındaki sakalıdır. 19. yy'dan itibaren Avusturya ve İsviçre'de sayıları çok azalan bu hayvan, şimdi bulundukları hayvanat bahçelerinden alınıp yeniden özgür ortamlarına salınmaktadır. Son 10 yıl içinde 72 tanesi böyle doğaya salnmıştır. Bu kuşun, kanatları açıkken uzunluğu 2.50-3.00 m. arasındadır. Ağırlığı ise 5-7 kg'dir. Yaklaşık 40 yıl yaşadığı bilinmektedir.

SERÇE (Passer domesticus)
Avrupa'da en yaygın olan kuş türüdür. Uzunluğu yaklaşık 14,5 cm. olan bu hayvan kentlerde yaşar. Serçeler mart ayında çalı çırpı toplayarak yuvalarını yapmaya başlarlar. Dişi her keresinde yuvaya 3-8 yumurta bırakır ve bunlar üzerine 2 hafta boyunca kuluçkaya yatar. Yumurtadan çıkan yavrularını gagasıyla taşıdığı yemlerle besler. Genel olarak tohum ile beslenen bu kuşlar böcek de avlarlar.

SU KARATAVUĞU (Cinclus cinclus)
Avrupa'nın yanı sıra, Asya ve Afrika'nın da sulak bölgelerinde yaşayan bu kuşun uzunluğu yaklaşık 18 cm'dir. Larva, böcek ve küçük su kabuklularıyla beslenen bu hayvan yuvasını su kıyısındaki ağaç kavuklarının içine yapar. Dişi her keresinde 4-6 yumurta bırakır ve bunların üzerine kendisi kuluçkaya yatar. Doğumdan sonra çiftler ortaklaşa yavrularını beslerler. Bu kuş çok değerli ve su geçirmeyen tüylere sahiptir.

SULTAN TAVUĞU (Porphyrio porphyrio)
Avrupa'nın sadece Sardunya Adası'nda yaşayan bu hayvan, 50'li yıllarda kontrolsüz bir şekilde katledilmiştir. Bugünkü tahmin edilen sayısı 300 kadardır. Sulak ve bitki örtüsü bol bölgelerde yaşar. Hayvanın yüksekliği 47 cm'dir, kanatlarını açtığında genişliği ise 1 m'yi geçer. Uzun, pembe bacakları ve kırmızı gagasıyla ilginç bir hayvandır. Tohum, bitki kökü ve su bitkileriyle beslenir. İtalya Hükümeti bu hayvanı bugün sıkı koruma altına almıştı

ŞAHİN (Buteo buteo)
Avrupa'nın hemen her yerinde Ortadoğu'da bol miktarda bulunan bu yırtıcı kuşun uzunluğu yaklaşık 55 cm'dir. Genellikle ormanlarda dolaşır ama yuvasını tarla yakınlarına yapar Genellikle küçük kemirici hayvanları, özellikle de fare avlayarak beslenir. Göçmen olan bu kuş havaların soğumasıyla birlikte daha sıcak bölgelere gider. Nisan ayında şahin çifti dal yaprak ve yosunlardan kendilerine bir yuva yapar. Dişi her keresinde 2-4 yumurta bırakır ve kendi başına bunların üzerine kuluçkaya yatar. Doğumdan sonra dişiyi ve yavruları erkek şahin taşıdığı yemlerle besler.

TASMALI KUMRU (Streptopelia decaocto)
Genellikle Güneydoğu Avrupa'da yaşayan bu kuş 1930'lu yıllardan sonra Avrupa'nın diğer yörelerinde de görülmeye başlanmıştır. Uzunluğu yaklaşık 28 cm'dir. Kent içindeki park ve bahçelerde yaşar. Yılda üç kez çiftleşir ve dişi her keresinde 2 yumurta yapar. 14 günlük bir hamilelik döneminden sonra yavrular yumurtaları kırıp çıkarlar. Üç hafta kadar yuvada yaşarlar ve daha sonra anne ve babalarını terk ederler. Tohum ve küçük kabuklu hayvanlarla beslenirler.

TAVUK
İnsanoğlu tarafından evcilleştirilen kuşların ilki olan tavuğun erkeğine horoz adı verilir. Horozların ağırlığı 3-3,5 kg, tavuklarınki ise 2-2,5 kg'dır. Geceleri iyi göremeyen bu hayvanların küçük kanatları ancak kısa uçuşlar için yeterlidir. Tavuk ön parmaklarıyla yumuşak toprakları eşeleyerek bulduğu böcek, kurtçuk, tırtıl, kök ve tohum ile beslenir. Yuva yapmayan tavuk, dallar üstüne gövdesinin tüylerini koyarak ya da gövdesinin bir kısmını alacak kadar az derin çukur kazarak üzerine yatar. İyi bir tavuk yılda 250-300 yumurta yapar. Tüy değiştiren tavuk yumurtlamaz. Tavukların kuluçka süresi 21 gündür.

TOYGAR KUŞU (Alauda arvensis)
Kırlarda ve dağlarda yaşayan bu kuşun uzunluğu yaklaşık 18 cm.dir. Genellikle yükseklerde dolaşan bu kuş çıkardığı çok güzel seslerle kendi egemenlik alanını belirler. Küçük çalı çırpılarla yerde yaptığı yuvada dişi her keresinde 3-6 yumurta bırakır. Kuluçka süresi 2 haftadır. Toygar kuşları böcek ve örümceklerle beslenirler. Kış aylarında Afrika'ya göç ederler ve şubat sonunda yeniden Avrupa'ya dönerler

YABAN KAZI (Ancerancer)
İskoçya, İzlanda ve İskandinavya kıyıları dâhil Orta ve Kuzey Avrupa'nın her yerinde yaşarlar. Ender olarak Akdeniz bölgesinde de görünürler. Mart ayında çiftleşen yaban kazları grup halinde yaşarlar ve her grubun kendi egemenlik alanı vardır. Dişiler, küçük adalar üzerine kurdukları yuvaya her keresinde 4-9 yumurta bırakırlar ve 27-30 gün bunların üzerinde kuluçkaya yatarlar. Uçarken V biçimini alan bu kuşların boylarının uzunluğu 80 cm, kanatlarını açtıklarında ise 1.50 m. olur. Batı Avrupa'da yaşayan türlerin gagaları turuncu, Doğu Avrupa'da yaşayanlarınki ise pembe renktedir. Doğu Avrupa'da yaşayan türlerinin tüyleri daha açık ve parlaktır. Tehlike anında çok özel bir sesle birbirlerini uyararak kaçışırlar'

YALIÇAPKINI (Alcedo attis)
Avrupa ve Asya'da yaygın biçimde görülen bu hayvanın 16,5 cm'dir. Çok canlı ve parlak tüylere sahiptir. Kış aylarında daha sıcak ve nemli bölgelere göç eder. Yuvasının ağzını balık kılçıklarıyla kapatır. Dişi mayıs ayında 5-8 yumurta yapar. Erkek dişisiyle birlikte yumurtaların üzerine kuluçkaya yatar. Bu hayvan genellikle balık, kabuklu su hayvanları ve su böcekleriyle beslenir.

YEŞİL AĞAÇKAKAN (Picus viridus)
Karnı açık, sırtı koyu yeşil ve başı kızıl renkte bir kuştur. En çok karınca yiyerek beslenir. Yalnız ağaçlarda değil, aynı zamanda yerde de avlanır. Avrupa'nın herı yerinde yaşadığı gibi ülkemizde Trakya, Batı Anadolu. Akdeniz ve Karadeniz ormanlarında da bulunur. Boyunun uzunluğu 32 cm. kadardır. Ağaç kabuklarında böcek bulmak için oyuklar açar. Baharda çiftleşen bu hayvanın dişisi 50 cm. çapında yaptığı yuvasına her keresinde 5-7 yumurta bırakır.

 

AVRUPA'DA YAŞAYAN SÜRÜNGENLER

ADİ ENGEREK (Vipera berus)
Avrupa'daki en yaygın yılanlardan biridir. 70. paralele kadar rastlanır. Uzunluğu 80 cm. olan bu yılan zehirlidir. Zehiri özellikle çocuklarda ölümlere yol açabilir. Ancak, oldukça ürkek bir yapıya sahiptir ve insanlardan kaçmayı tercih eder. Genellikle 3000 metre yüksekliklerde dolaşır. Özellikle soğuk günlerde daha alçaklara iner. Esas olarak geceleri avlanırlar ve fare yiyerek beslenirler. Bu nedenle çiftçiler bu yılana özellikle dokunmazlar. Ağustos ayında dişi marasso yılanı 6-20 yavru dünyaya getirir. Ekim ayında marasso yılanları kış uykusuna yatacakları elverişli bir yuva aramaya başlarlar. Kayalar arasındaki yuvalarından nisan ayında uyanarak çıkarlar.

BOYNUZLU ENGEREK YILANI (Vipera ammodytes)
Güney Avrupa'da yaşayan bu engerek yılanının uzunluğu yaklaşık 65-95 cm'dir. En tipik özelliği üçgen biçimindeki kafa yapısıdır. Kuyruğu ise oldukça kısadır. Sabahın erken saatlerinde ve öğleden sonra ava çıkar. Küçük memelilere ve sürüngenlere saldırır. Dişi ile erkek çiftleşmeden önce aşk kavgası yaparlar. Dişi engerek yılan yaz sonunda 9-18 yavru dünyaya getirir.

GÖZLÜKLÜ SEMENDER (Salamandrina terdigitata)
Bütün İtalya Yarımadası'nda yaşayan bu semenderin boyunun uzunluğu 7-11 cm'dir. Tatlı su kıyılarında yaşar. Kuyruğu, vücudundan daha uzundur ve ön ayaklarında 4 parmak vardır. Sırt kısmı siyah-kahverengi, karın kısmı beyazdır. Diliyle yakaladığı böcekleri, larvaları, kurtçukları yer. Genellikle gece avlanır. İlkbaharın başında çiftleşir ve dişi suya 30-80 yumurta bırakır. Hayvanın larva yaşamı iki ay sürer.

İSPANYOL ENGEREĞİ (Vipera aspis)
Kuzey İspanya, Fransa, Almanya ve İsviçre'de görülen bu yılanın boyunun uzunluğu 50-85 cm'dir. Büyük bir kafa yapısına sahiptir. Derisinin üst bölümündeki renkler çok değişkendir. Ormanlık bölgelerde, dağ eteklerinde, kayalık topraklarda yaşar. Soğuğa karşı çok duyarlı olan bu hayvan, kış aylarında adeta donup kalır, hareketsizleşir. Akşam ve geceleri avlanan bu yılan, fare, küçük memeli, sincap avlayarak beslenir. Zehiri çok güçlü değildir. Dişi her keresinde 2-12 yavru doğurur...

KARETTA (Caretta caretta)
Akdeniz, Karadeniz ve Atlantik Okyanusu'nda yaşayan bu kaplumbağanın kabuğunun uzunluğu 80-1.20 m. arasında değişir. Kafası, cüssesine oranla büyük, kuyruğu, cüssesine oranla çok küçüktür. Arka ayakları ön ayaklarından daha gelişmiştir. Yalnız yaşar, sadece çiftleşme döneminde eş bulur. Dişi, yumurtlamayı gece yapar. Yumurtalarını kuma gömer, 2-3 ay kuluçka dönemi vardır. Yavrular, 10-12 yaşında yetişkinliğe varırlar. Uluslararası örgütler tarafından korumaya alınan bu kaplumbağalar, ülkemiz sahillerine de yumurtlamaya gelirler.

KÖR YILAN (Anguis fragilis)
İzlanda ve İrlanda dışında tüm Avrupa'da yaşayan bu yılanın uzunluğu 50 cm. kadardır. Genellikle akşamüstleri ve sabahın erken saatlerinde avlanan bu hayvan, böcek, kurtçuk ve kırkayak ile beslenir. Dişi içinde geliştirdiği yumurtalardan çıkan yavrularını dışarıya atar. Her keresinde 5-26 yavru yapar. Kör yılan kasım ayında bütün kışı geçireceği bir yer arar ve daha sonra kış uykusuna yatar. Mart sonunda ya da nisan başında uyanır. Tehlikeli bir saldırı durumunda bu yılanlar tıpkı kertenkeleler gibi kuyruklarını düşmana bırakıp kaçarlar.

SEMENDER (Salamandra salamandra)
Bütün Avrupa'da görülen bu hayvana Ön Asya ve Suriye'de de rastlanır. Yetişkin bir erkeğin uzunluğu 15-32 cm'dir. Vücuduna oranla iri gözlere sahiptir. Sulak ve ağaçlık bölgelerde dolaşan bu hayvan, gündüzleri yerin altındaki yuvasında yaşar. Esas olarak böcek ile beslenir. Bu hayvan soğuktan nefret eder ve kış aylarında uykuya yatar. Çiftleşme dönemi sonbahardır ve oldukça uzun sürer. Dişi suya 70 larva bırakır. Bunlar 2-3 aylık bir metamorfoz döneminden sonra yavru semenderler haline gelirler, 4 yıl sonra da çiftleşebilirler.

 

AVRUPA'DA YAŞAYAN MEMELİLER

ABRUZZO KEÇİSİ (Rupicapra ornata)
Orta İtalya'nın Adriyatik kıyısındaki Abruzzo bölgesinde yaşayan bu dağ keçisinin sayısı bugün 400 civarındadır. Alp dağ keçisinden biraz daha koyu renklidir. Kış aylarında bölgenin ormanlarına çekilen bu hayvanlar yaz aylarında ovalara inerler. Abruzzo keçileri ot ve yaprak ile beslenirler. Abruzzo Ulusal Parkı'ndaki 7 tanesi sıkı koruma altındadır.

AĞAÇ SANSARI (Martes martes)
Avrupa ve Asya'nın tüm ormanlarında yaşayan bu hayvanın uzunluğu kuyruğuyla birlikte 80 cm'dir. Gün boyunca ağaç dallarında dinlenen bu sansar, gün batarken ve gün doğarken avlanır. Küçük sincapları, küçük memelileri ve kuşları avlayarak beslenir. Sonbahar aylarında ise tatlı yemiş ve meyvelerle yetinir. Dişi ağaç sansarı nisan ayında, terkedilmiş bir ağaç kavuğunun içinde her keresinde 2-7 yavru dünyaya getirir. Doğuşta kör olan yavruların gözleri ancak bir ay sonra açılır. Bu hayvanın kürkü oldukça değerlidir ve bu nedenle bol miktarda avlanır

ALP KEÇİSİ (Capra ibex)
Alp Dağları'nda yaşayan bu hayvanın dişi ve erkekleri küçük gruplar oluştururken, yaşlı keçiler kendi aralarında dolaşırlar. Erkeklerinin ağırlığı 110 kg. dişilerininki ise 50 kg'dır. Bu hayvanlar sabahın erken saatlerinde çayırlara çıkar ve ot ile beslenirler. Ayrıca vahşi ağaçların yapraklarını da yerler. Grup besin aramaya çıktığında en güçlü keçi gözetleme görevini sürdürür ve en küçük tehlikede kaçarlar. Dişi her keresinde bir tek yavru dünyaya getirir ve birkaç saat içinde yavru ayağa kalkar.

AVRUPA KÖSTEBEĞİ (Talpa europaea)
Bütün Avrupa'da, Kafkaslarda ve Baykal Gölü yakınlarında, genellikle kırsal kesimde, bahçelerde, parklarda görülür. Uzunluğu yaklaşık 16 cm.dir. Köstebek hiç yorulmadan aralıksız yerin altında galeriler kazar. Böcek, larva, kurtçuk ile beslenir. Dişi köstebek yerin altına kazdığı ve çapı 60 cm lik yuvada her keresinde 3-9 yavru dünyaya getirir. Gözleri kapalı doğan yavruların gözleri 3 hafta sonra açılır. Bu hayvanların görüş kapasiteleri çok düşüktür. Karanlık ve aydınlığı çok zor fark ederler.

AVRUPA KURDU (Canis lupus)
Ormanlarda ve dağlık bölgelerde küçük gruplar halinde yaşayan bu hayvanın sayısı bugün Eski Kıta'da çok azalmıştır. Kurt, genel olarak küçük memelileri ve kuşları avlayarak beslenir. Kümes hayvanlarına saldırdığı için çiftçiler tarafından baş düşman ilan edilmiş ve kitle halinde öldürülmüştür. Aslında bazen meyve ile de beslenen bu hayvan insanlarla temas etmekten genelde kaçınır. Dişi kurt her keresinde 2 aylık bir hamilelik döneminin sonunda 4-8 yavru dünyaya getirir. Yavrular gözlerini 10 gün sonra açarlar.

AVRUPA MARMOTU (Marmotta marmotta)
Orta Avrupa'da Karpatlar bölgesinde, Alp Dağları'nda, Çekoslovakya ve Polonya'da yaşayan bu kemirgene bazen 1800-2000 metre yüksekliklerde de rastlanır. Geniş gruplar halinde yaşarlar. Ağaç kökleri, ot, tohum ve çeşitli meyvelerle beslenirler. Dişi her keresinde 2-6 yavru dünyaya getirir. Doğuşta kör olan yavruların gözleri 20 gün sonra açılır. Marmotlar kışın uykuya yatarlar ve nisan ayında uyanırlar.

AVRUPA SUSAMURU (Lutra lutra)
Genellikle akarsu kıyılarında yaşayan bu etobur hayvanın uzunluğu 1.30 cm'dir. Suda mükemmel bir çeviklikle hareket edebilen bu hayvan, su hayvanları, deniz kabukluları, balık, örümcek, kuş ve küçük memelileri yiyerek beslenir. Yuvalarını suyun içi yapan bu hayvanlar ayrıca havalandırma düzenini de unutmaz. Yuvanın içinde ot ve yapraklardan yapılmış özel bir bölümde dişi susamuru her keresinde 2-6 yavru dünyaya getirir. Yavruların gözleri 4 hafta sonra açılır. Küçükken yakalanan susamuru evcilleştirilebilir.

AVRUPA TAVŞANI (Lepus capensis europaeus)
Orta Avrupa, Akdeniz bölgesi ve Ortadoğu'da yaşayan bu hayvanın yetişkinlerinin ağırlığı yaklaşık 4-8 kg'dır. Şubat-eylül ayları arasında tam 5 kez doğurur. Her keresinde 2-7 yavru dünyaya getirir. Genellikle gece yiyecek aramaya çıkarlar; ot, yeşillik ve yaprak ile beslenirler. Kış aylarında ağaç kavuklarını da yerler. Tavşanlar saatte 65 km. hızla koşabilir ve düşmanlarının önünden kaçabilirler. Ayrıca çok da iyi yüzücüdürler.

BOZ AYI (Ursus arctos)
Dünyada yaşayan etçillerin en büyüğüdür. Arka ayakları üstünde durduğu zaman boyu 3 m'ye yaklaşır. Ağırlığı da 800 kg'ı geçebilir. Bir zamanlar dünyanın her yerine dağılmış olan, günümüzdeyse Asya ve Avrupa'da neredeyse ortadan kalkan boz ayı ırkının en iri örneğidir. İnsanlara çok ender saldıran ve hatta insan gördüğü zaman kaçan bu tür yalnızca geceleri karnını doyurur. Eskiden etçil olmakla beraber, daha sonra yılan, kertenkele, kuş, yumurta, arı ve balı içeren hepçil bir beslenme biçimini benimsemişlerdir. Yiyecek bulamadıkları zaman sebze, kiraz, armut gibi meyveleri de yerler. Boz ayılar kışı geçirmek için bir ine çekilir, yavrularını bu inde doğururlar

CEBELİTARIK MAYMUNU (Bertuccia Gibilterranea)
Asıl vatanı Kuzey Afrika olan bu maymun, bugün sadece İspanya'nın güneyinde yaşamaktadır. Avrupa toprakları içinde yaşayan tek maymun türüdür. Bu maymunun atası, Fas'ta yaşayan Macaca silvanus'tur. Genel olarak yabani incir ve meyveyle beslenir. 3-15 bireylik gruplar halinde dolaşırlar. Dişiler, genellikle yiyecek bulma ve yavrularla ilgilenme işini üstlenirler.

DAĞ KEÇİSİ (Rupicapra rupicapra)
[b]Avrupa'nın dağlık bölgelerinde yaşayan bu hayvanın boyu 75 cm, ağırlığı ise 40-60 kg'dır. Hayvanın tırnak yapısı en dar patika yollarda bile hızla hareket etmesini sağlamaktadır. Dağ keçileri, en güçlü erkek keçinin liderliğinde küçük gruplar ilinde yaşarlar. Yetişkinler ise yalnızlığı tercih eder. Nisan-haziran ayları arasında dişi keçi her keresinde bir yavru dünyaya getirir. Yavru dağ keçisi birkaç saat içinde ayağa kalkar ve annesini emmeye başlar. Bu hayvan ot ve yaprak ile beslenir.

EVCİL KEÇİ(Capra hircus)
Güneydoğu Avrupa'dan Güneybatı Asya'ya kadar uzanan geniş bölgelerde yaşar. Soyu, çorak ve taşlık tepelerde sürüler halinde dolaşan yaban keçisinden gelmektedir. Çok uzun zamandan beri insanoğlu tarafından etinden, sütünden yararlanmak için yetiştirilir. Vücut ağırlıklarına göre en fazla süt veren hayvandır. Ortalama ağırlıkları 35-40 kg. olan keçilerin erkekleri biraz daha ağırdır. Dişiler her keresinde genellikle tek yavru doğururlar. Boynuzları koçlara oranla daha ince ve daha az kıvrıktır. Kuyruklarının altında koku bezleri bulunur.

İZLANDA MİDİLLİSİ (PONY) (Eguus İslandese)
Bu atın Vikingler tarafından İzlanda Adası'na M.S. 850'lerde getirildiği sanılmaktadır. 1000 yıldır başka hiçbir atla çiftleştirilmemiştir. Boyunun uzunluğu 1.25-1.35 m. arası değişir. Bugün İzlanda'nın Scagafjördur bölgesinde 1879 yılından bu yana özel olarak yetiştirilmektedir. 15 küçük türü bulunur. Bu at, en soğuk iklim koşullarına bile dayanıklıdır. Sportif faaliyetler için yetiştirilmesine karşın her türlü koşulda insana yardımcıdır. Ön bacakları çok güçlü, arka bacakların tırnakları ise her türlü toprak koşullarına uyum sağlayacak biçimdedir.

KAKIM (Mustela erminea)
Avrupa'da olduğu kadar Amerika ve Asya'da da yaygın bir biçimde yaşayan bu kemirgenin boyu kokarcadan biraz uzundur. Kuyruğu ile birlikte 40 cm. gelen kakımın kürkü kış aylarında beyaz bir renk alır ve sadece kuyruğu siyah kalır. Genellikle insanların yerleşim alanlarının yakınlarında dolaşan -kakımlar, fare, böcek ve küçük kuşlarla beslenirler. Dişi, nisan ya da mayıs ayında, her keresinde 3-7 yavru dünyaya getirir. Yavruların doğumda kör olan gözleri 40. günün sonunda açılır. Dişi kakım yavrularını 2 ay boyunca sütüyle emzirir daha sonra terk eder. Kürkü çok değerli olduğu için kontrolsüz bir biçimde avlanmaktadır

KARACA (Capreolus capreolus)
Avrupa'nın hemen hemen her yerinde rastlanan geyikgillerden bir memelidir. Sulak ormanların ve bol bitki örtüsüne sahip meraları tercih eder. Yaz aylarında dağlara çıkan bu hayvan, kışın yerleşim bölgelerinin yakınlarına kadar iner. Küçük gruplar halinde yaşayan karacaların erkekleri 15-35 kg. çekerler. Mayıs ya da haziran ayında dişi, 1-2, ender olarak üç yavru doğurur. Gündüzleri dinlenen karacalar, akşam yiyecek aramaya çıkarlar; tohum, ot meyve, yaprak ve taze ağaç kabuğuyla beslenirler

KİRPİ (Erinaceus europaeus)
Avrupa'da yaşayan bu böcek yiyen hayvanın uzunluğu 30 cm'dir. Bütün sırtı dikenlerle kaplıdır ve kendisini tehlikede hissettiği zaman top halini alır, dikenlerini çıkarır. Bütün gün uyuyan kirpiler geceleri böcek kurtçuk, küçük omurgalıları avlayarak beslenir. Yere düşmüş meyveleri de yer. Dişi her keresinde 3-8 yavru dünyaya getirir. Doğumda kör olan yavruların gözleri 2 hafta sonra açılır. Kirpi Avrupa'nın yanı sıra Asya ve Anadolu'da da bol miktarda yaşar.

KOKARCA (Putorius putorius)
Kakıma benzeyen ve tüm Avrupa'da bulunan bu hayvanın kuyruğuyla birlikte uzunluğu 60 cm'dir. Ağaçlık bölgelerde yaşar ve insanların yerleşim alanlarının kıyısına kadar sokulur. Oldukça saldırgan bir hayvandır ve bir gece içinde bir düzine tavuğu öldürebilir. Küçük kuşları, örümcekleri, fareleri, örümcekleri avlayarak beslenir. Kokarca iyi bir yüzücüdür, ancak ağaçların dallarına tırmanmakta yeteneksizdir. Kuru yapraklardan yaptığı yuvada dişi kokarca nisan ve mayıs aylarında 3-11 yavru dünyaya getirir. Doğumda kör olan yavruların gözleri 30-37 gün sonra açılır. Kokarca tehlike karşısında korkunç kötü kokan bir koku salgılar. Bu nedenle kürkü değerli değildir.

KUNDUZ (Castor fiber)
Bir zamanlar tüm Avrupa'da bulunan bu hayvanlara sadece Kuzey bölgelerinde rastlanır. Uzunluğu kuyruğuyla birlikte 1 m'dir. Yavaş akan, sakin suların kıyısında, genellikle çift halinde yaşarlar. Üreme döneminde çiftler birleşip gruplar oluşturur. Nisan ayının sonlarına doğru dişi, 2-7 yavru dünyaya getirir. Kunduzlar gece yiyecek aramaya çıkarlar ve ağaç kabukları, bitki ve kökleri ile beslenirler. Yuvalarının önünde akan suyun üzerine barajlar kurarlar ve böylece suyun yuvaya girmesini önlerler.

REN GEYİĞİ (Rangijer tarandus)
Avrupa'nın kuzeyinde, Kutup bölgesine yakın yörelerde yaşar. Hem erkeklerinde hem dişilerinde boynuz bulunur. Hayvanın omuz yüksekliği 0,70-1,40 m, ağırlığı ise yaklaşık 300 kg'dır. Evcil türleri daha küçük cüsseye sahiptir. Genellikle sürü halinde yaşarlar. Yazın ve kışın yiyecek durumuna göre farklı bölgelere göçerler. Üreme mevsimleri güz aylarına rastlar. Dişiler 7,5 ay süren hamilelik dönemi sonunda her keresinde 1-2 yavru dünyaya getirirler. Esas olarak yosun ile beslenirler. İnsanoğlu, vaşak, kurt başlıca düşmanlarıdır

SANSAR (Martes foina)
Kuyruğu dâhil 75 cm. uzunluğunda güçlü bir etoburdur. Avrupa ve Asya'da oldukça yaygın olan bu hayvan genellikle kayalıklarda yaşar, ancak yerleşim alanlarının yakınlarına kadar sokulur. Dişi, yapraklardan ve tahta parçalarından yaptığı yuvada her keresinde 3-7 yavru dünyaya getirir. Yavruların gözleri 34 gün sonra açılır. Sansar genellikle geceleri avlanır ve fare, tarla faresi avlayarak beslenir. Çiftleşme dönemi dışında yalnız yaşayan sansarlar sonbahar döneminde meyve ile de beslenirler.

SİNCAP (Sciurus vulgaris)
Genel olarak ormanda yaşayan bu hayvana kentlerin büyük parklarında ve bahçelerinde de rastlanır. Genel olarak ya yuvarlak bir yuva yapar ya da yırtıcı kuşların terk ettikleri yuvalara yerleşir. Bu yuvada dişi her keresinde 3-6 yavru dünyaya getirir ve yavruların gözleri 4. haftanın sonunda açılırlar. Sincaplar fındık, ceviz ve vahşi meyvelerle beslenirler. Ayrıca böcekleri avlar. Bir başka besin maddesi ise kuş yumurtalarıdır. Sonbahar boyunca kış mevsimi için yiyecek stoklar. Yeterince yiyecek stokladığı için kış uykusuna yatmazlar. Sincap Avrupa'ya geçtiğimiz yüzyılda Amerika'dan getirilmiştir.

TARLA FARESİ (Microtus Arvalis)
İskandinavya Yarımadası, İngiltere ve Sicilya dışında tüm Avrupa'da yaşayan bu kemirgen, olağanüstü hızlı üreme kapasitesine sahiptir. Dişi tarla faresi yılda 12 kere tam 3-13 yavru dünyaya getirir. Çok yoğun üredikleri için kırsal kesimde tarladaki ürüne büyük zarar verirler. Yerin altında birbirine bağlı çok sayıda galeriler açarak buralarda yaşarlar. Tarla fareleri kış uykusuna yatmazlar, ancak kışları karın altında kalan yuvalarından çok ender olarak dışarıya çıkarlar.

TİLKİ (Vulpes vulpes)
Biraz ürkek denilebilecek bir yapıları vardır. Gece ve gündüz avlanabilirler. Çoğunlukla boş bırakılmış porsuk yuvalarında, ya da kır kurtlarının açtıkları tünellerde yaşarlar. Tavşanlar, kemirgenler ve böceklerle beslenirler. Postları yumuşaktır. Koyu renkli, kalın kuyruklarının ucu siyahtır. En çok yumurta sever, yumurta bulmakta ve yemekte son derece kurnaz, akıllı davranır. Kimi sert kabuklu yumurtaları kabuğunu kırabilmek için, kayalara vurup parçalar. Küçük hayvanları ve böcekleri de yer. Postu kırmızımsı sarı renkte, siyah gölgelidir. Güzel kürkleri için insanlar tarafından avlanırlar. Postları özellikle kışın, çok sık ve yumuşak olduğu zaman değer kazanır

UZUN KULAKLI YARASA (Plecotus auritus)
Avrupa'nın ve Asya'nın en sık rastlanan yarasalarından biridir. Yerleşim bölgelerinin yakınlarına kadar sokulur. Kulaklı uzunluğu 4 cm, bütün vücudunun uzunluğu ise 7 cm'dir. Bütün gün boyunca baş aşağı uyuyan yarasalar, geceleri böcek avlamaya çıkarlar. Dişi haziran ayında 1-2 yavru doğurur. Yavrular uzun süre anneye asılı olarak yaşarlar. 6 hafta sonra yuvayı terk ederler. Bu yarasalar, kış aylarında mağaralarda ya da terkedilmiş madenlerde kış uykusuna yatarlar

VAHŞİ DOMUZ (Sus scrofa)
Ormanlık alanlarda, aile bireylerinden oluşan gruplar halinde yaşarlar. Sadece yaşlı domuzlar yalnız bir yaşamı tercih eder. Genel olarak bitki kökleri, vahşi meyve ve otlarla beslenirler. Bu hayvanların kış aylarında en rağbet ettikleri besin ise patatestir. Öte yandan, toprağı kazarak avladığı kara kabukluları, böcek ve küçük sürüngenlerle de beslenir. Yere yuva yapan kuşların yumurtalarına da saldırır. Yaklaşık 200 kg. ağırlığındaki bu hayvan, evcil domuzun atasıdır. Dişi nisan ayının sonlarına doğru doğurur ve 3-12 yavru dünyaya getirir. Vahşi domuz çiftçiler ve avcılar tarafından çok yoğun bir biçimde avlandığı için sayısı hızla azalmaktadır.

VAHŞİ TAVŞAN (Oryctolagus caniculus)
Vahşi tavşanın anavatanı İspanya'dır. 13. yüzyılda buradan Avrupa'ya yayılmıştır. Vahşi tavşanlar orman kıyısındaki sulak arazilerde yaşarlar. Dişi her keresinde 4-8 yavru dünyaya getirir. Yavrular doğumda kördürler ve gözleri ancak 10 gün sonra açılır. Vahşi tavşanlar ot, bitki kökü, yaprak, taze ve yere düşmüş meyve ile beslenirler. Yoğun bir biçimde avlandığı için, hızlı artış ritmine karşın sayıları azalmaktadır

VAŞAK (Felis lynx)
Avrupa vaşağı ya da asıl vaşak, eskiden yaban kedisiyle birlikte, eski Avrupa ormanlarının en yaygın kedigil türüydü. Günümüzdeyse hem avlanma, hem doğal yaşam ortamının yok edilmesi sonucu, sayıları çok azalmıştır. Portekiz, İspanya, Sardunya ve Balkanlar'da tek tük rastlanır. Rusya'da daha boldur. Avrupa vaşağı çok sağlam yapılıdır; kısa mesafeleri hızla aşabilir. Usta bir tırmanıcıdır, çoğunlukla ağaç dallarında saklanır. Küçük memelileri ve yerde yuva yapan kuşları avlar. Leş hiç yemez ve insana hemen hiç saldırmaz. Çiftleşme ocak ile mart ayları arasında olur. 70 gün süren gebelikten sonra 4 yavru doğurur. Avrupa vaşağı evcilleştirilmiş ve 19. yüzyılda avda kullanılmıştır.

YABAN KEDİSİ (Felis silvestris)
'Orman kedisi" adıyla da andır. Avrupa'nın ve Anadolu'nun ormanlarında yaşayan bu hayvanın bedeni, diğer kedilerden biraz daha büyüktür. Postunun düzenli süsleriyle ve yuvarlak olan kuyruğunun ucuyla evcil kediden ayrılır. Ayrıca başı daha büyük, köpekdişleri daha gelişmiştir. Yaban kedisinin pasta kurşunimsi renktedir. Üstünde kırmızı, sarı, ya da siyah renkli bölümler ve koyu renk çizgiler vardır. Mükemmel bir tırmanma yeteneğine sahiptir. Ağaçların dallarını ustaca kullanarak kuşları hiç beklemedikleri bir zamanda avlar. Yaban kedileri gündüzden çok gece avlarını tercih ederler. Kuşları ve küçük memeli hayvanları avlayıp yerler. Ancak, geyik ve karaca yavrularına saldırdıkları da görülmüştür. Çiftleşme zamanları ilkbahar aylarıdır. Dişi yaban kedisi iki ayı biraz aşan bir gebelik devresi sonunda yavruları doğurur. Yavru yaban kedilerinin sayısı 4-6 arasında değişebilir. Anne kedi yavrularıyla yakından ilgilenir.

YARASA (Nyctalus noctula)
Genel olarak ormanda yaşayan bu hayvana bazen kentlerin büyük parklarında da rastlanır. Gün boyu ağaçlara asılı olarak dinlenen bu hayvan yaz aylarında 20'lik gruplar halinde dolaşırlar. Kış aylarında ise 100'lük gruplar halinde daha büyük mağaralara çekilirler. Böcekleri ve kelebekleri avlayarak beslenen yarasalar genellikle akşamüstleri yiyecek aramaya çıkarlar. Zararlı böcekleri yedikleri için çiftçiler tarafından yararlı hayvan olarak görülürler. Dişi yarasalar yaz aylarında keresinde sadece 1 yavru dünyaya getirirler.

 

ASYA'DA YAŞAYAN KUŞ TÜRLERİ

ALTIN SÜLÜN (Chrysolophus pictus)
Anavatanı Çin olan bu hayvana Moğolistan'da da rastlanır. Mükemmel renklere sahip olan ve daha iri olan erkeğinin vücudunun uzunluğu 30 cm., kuyruğununki ise 80 cm'dir. Daha çok dağlık bölgelerdeki ormanlarda dolaşan bu hayvan, tohum, yeşil yaprak, örümcek, böcek ve kurt yiyerek beslenir. Çiftleşme döneminde erkek sülün kendisine 8 dişiden oluşan bir harem kurar. Dişi her keresinde 5-12 yumurta yapar ve bunların üzerine kendisi kuluçkaya yatar. Altın sülünler süs hayvanı olarak çok değerlidirler. Davranış biçimleri bilim adamlarınca hala araştırılmaktadır.

BANKİVVA TAVUĞU (Gallus gallus)
Asıl vatanı Sumatra, Bali ve Java adaları olan bu hayvana Güney ve Güneydoğu Asya'nın sık ormanlarında da rastlanır. Erkeğinin yeşil renkte olağanüstü güzel bir kuyruğu vardır. Erkeğinin boyu 70 cm, dişisinin ise 40 cm'dir. Üreme döneminde erkekler kendi egemenlik alanını güçleriyle korurlar ve 5-6 dişiden oluşan bir harem kurarlar. Dişiler, yerde yaptıkları yuvaya her keresinde 5-7 yumurta bırakırlar. Civcivlerin beslenmesinden sadece dişi sorumludur. Bu hayvan, tohum, küçük omurgasızlar, böcek, örümcek, kurt ve kurtçuk yiyerek beslenir.

BUSERO (Buceros bicornis)
Güneybatı Çin, Tayland ve Sumatra Adası'nda yaşayan bu kuşun en tipik özelliği dev bir gagaya sahip olmasıdır. Genellikle 3-5 üyelik aile bireylerinden oluşan gruplar halinde dolaşırlar. İncir, yere düşmüş meyve, ceviz yiyerek beslendiği gibi, küçük kertenkeleleri, kemirgenleri, yılanları da avlar. Yuvalarını yüksek ağaçların tepesine yaparlar. Dişi her keresinde 2 yumurta bırakır ve daha sonra düşmanlarına karşı yuvanın girişini çalı çırpı ile kapatır. Yavrular yumurtadan çıktıktan 14 gün sonra erkek busero kuşu gelip bu yuvanın kapısındaki güvenlik önlemini gagasıyla kaldırır

ÇİN BAYKUŞU (Ketupa blakistoni)
Boyu 70 cm, kanat açıklığı 1.80 m. olan bu baykuşun ağırlığı 3-4 kg. kadardır. Tıpkı deniz kartalları gibi, suda yüzen bir balık gördüklerinde pike yapıp dalarak balığı yakalayabilirler. Çin, Mançurya, Kore ve Japonya'nın hemen her yerinde görülen bu baykuşun özellikle Hokkaido Adası'ndaki sayısı giderek azalmıştır. Bunun nedeni, insan nüfusunun giderek artmasıdır. Genellikle çift yaşarlar; dişi her keresinde 2-3 yumurta bırakır...

DALMAÇYA PELİKANI (Pelecanus crispus)
Uzunluğu 1.60-1.80 m, kanat açıklığı 2.90-3.40 m. olan bu pelikan Güneydoğu Avrupa ve Orta Asya'da yaşar. Tercih ettiği bölgeler, sulak ve otlak arazilerdir. Pelikan türlerinin en irisi olan bu kuş, bir zamanlar Tuna kıyılarında milyonlarca sayıdaydı. Ama bugün, 1500'den az kaldığı tahmin edilmektedir. Bunun nedeni de, kuşların yerleşim bölgelerin insanlar tarafında sanayi alanlarına çevrilmesidir.

FİLİPİN KARTALI (Pithechophaga jefferyi)
Filipinlerin balta girmemiş ormanlarında yaşayan bu iri kuşun kanatları açıldığında 2 m'yi bulur. Yaşadığı bölgedeki maymunların, deyim yerindeyse kabusudur. Yuvalarını yüksek ağaçların tepelerine kurarlar. Dişi, her keresinde bir yumurta yapar ve kuluçka döneminde erkek tarafından beslenir. Yavrular uzun süre anne ve baba tarafından beslenirler. Bu kartalların sayısı günümüzde 400'e kadar düşmüştür. Bunun nedeni, bu kuşun çiftçiler tarafından sık sık avlanmasıdır...

HİNT LEYLEĞİ (Xenorhynchus asiaticus)
Genel olarak Hint Yarımadasında yaşayan bu hayvana Yeni Gine ve Avustralya'da da rastlanır. Boyunun yüksekliği 1.70 m, uzunluğu ise 1.35 m.'dir. Göl ve nehir kıyılarında dolaşır. Yumurtlama döneminde bu hayvanlar çok sinirli olurlar ve kendi egemenlik bölgelerine giren diğer hayvanlara karşı saldırganlaşırlar. Dişi ve erkek ortaklaşa bir çalışma sonunda yuvayı yüksek ağaçların tepesindeki dallar üzerinde kurarlar. Dişi her keresinde 3-5 yumurta yapar ve onların üzerine ortaklaşa kuluçkaya yatarlar. Hint leylekleri balık, küçük sürüngen ve böcek ile beslenirler.

JAPON TURNASI (Grus japonensis)
Japonya'nın Hokkaido Adası'nda yaşayan bu kuşun boyu 1.50 m, ağırlığı 10 kg'dir. 1952 yılında birdenbire ortadan kaybolan Japon turnası, son 15 yıl içinde yeniden görülmeye başlamıştır. Sayılarının 300 kadar olduğu tahmin edilen, çok özel bir ses çıkaran ve halk arasında 'dans eden kuş" olarak adlandırılan bu hayvan Japonlar için kutsal sayıldığından 1892 yılından beri koruma altındadır. Bu kuşun figürü, bugünkü Japon Hava Yolları'nın (JAL) da simgesidir. Ayrıca, Japon ulusal içkisi sakenin şişelerinin üzerinde de bu kuşun resmi vardır.

LEYDİ AMHERST SÜLÜNÜ (Chrysolophus amherstiae)
Birmanya'nın kuzeyinde ve Çin'de yaşayan bu hayvanın vücudunun uzunluğu 60 cm., kuyruğununki ise 1.10 m'dir. Erkek sülünler kendilerine 3-4 dişiden oluşan bir harem kurarlar. Tohum, yeşil bitkiler, böcek, kurtçuk, larva yiyerek beslenirler. Dişi her keresinde 6-12 yumurta yapar, bunların üzerine kendisi kuluçkaya yatar ve yavruların güvenliğinden de dişi sülün sorumludur.

MAVİ TAVUSKUŞU (Pavo cristatus)
Anayurdu Hindistan ve Seylan ormanlarıdır. Sülüngiller ailesinin mensubu olan bu tür, yerleşik bir yapıya sahiptir. Kısa ve dayanıklı gagalarının yanı sıra güçlü tırnakları ve dayanıklı ayakları, tanelerle birlikte yiyeceklerinin başlıca bölümü-oluşturan kökleri, tomurcukları eşelemeye ve böcekleri kurtları topraktan çıkarmaya çok elverişlidir. Çiftleşme mevsiminde erkekler olağanüstü güzellikteki rengârenk tüylerini açarak dişileri çekmeye çalışırlar. Kuluçkaya dişi yatsa da bu hayvanlarda yavruların yetiştirilmesinden erkek ve dişi ortaklaşa sorumludur.

SU SÜLÜNÜ (Hydrophasianus chirurgus)
Güney ve Güneydoğu Asya'da yaşayan bu kuşun uzunluğu 30 cm'dir. Çiftleşme mevsiminde erkeğinin kuyruğu uzar ve 25 cm'yi bulur. Göl ve akarsulardaki yaprakların üzerinde dolaşır; böcek, sülük, tohum ve su bitkileri yiyerek beslenir. Yuvasını lotus yapraklarıyla yapar. Dişisi sadık değildir; bir yıl içinde 10 erkek değiştirir her defasında 3-4 yumurta bırakır. Yumurtladıktan sonra erkeğini terk eder. YEŞİL SAKSAĞAN (Cissa chiensis) Himalayalar'dan Sumatra Adası'na kadar olan geniş bir coğrafyada yaşar. Sürekli hareket halinde, bir an bile yerinde duramayan, 40 cm.lik bir kuştur. Küçük kertenkele böcek ve örümceklerle beslenir. Yuvasını yosun ve bambu yapraklarıyla yapar. Dişi, her keresinde 3-5 yumurta bırakır.

 

ASYA'DA YAŞAYAN SÜRÜNGENLER

ASYA PİTONU (Python molurus)
Hindistan, SriLanka, Birmanya, Güney Çin, Java Adası ve Malakka Yarımadası'nda yaşayan bu hayvanın uzunluğu 4-5 m.dir. Genellikle akşamüstleri ve gece av aramaya çıkar. Büyük kemirgenler, kuşlar ve sürüngenlerle beslenir. Diğer yılanlara da saldırmaktan kaçınmaz. Dişi, yumurtalarının üzerine kuluçkaya yatar ve onları kendi sıcaklığıyla korur. Yumurtalar açılıncaya kadar da kımıldamaz. Dev bir cüsseye sahip olan bu yılanın derisi yapışkan bir maddeyle kaplıdır. Gri ve sarıya çalan gri renginin üzerinde enlemesine çizgiler vardır. Yerleşim merkezlerinin yakınına pek yaklaşmaz. Dolayısıyla da insanlara pek zararı dokunmaz...

AVCI YILAN (Xenochrophis piscator)
Hindistan, Assam, Güney Çin, Formosa Adası, Endonezya w Malakka Yarımadası'nda yaşayan bu yılanın uzunluğu yaklaş 46-100 cm'dir. Sulama kanalları ve akarsu kıyılarında dolaşan avcı yılanın en belirgin özelliği, başıyla sırtının birleştiği noktada siyah renkte üçgen bir işaretin bulunmasıdır. Gözleri diğer yılanlara göre daha ufaktır ve yuvarlak göz bebekleri vardır. Çok hareketli bir hayvan olduğu için, gecelerin yanı sıra gündüzleri de avlanmaya çıkar. Genellikle balık ve küçük amfibileri avlayarak beslenir ama, zaman zaman kendisinden küçük yılanlara da saldırdığı olur. Oldukça saldırgan bir yılan türüdür. Kendisine yaklaşanları ısırır. Dişi yumurtalarını su kenarındaki yaprakların altına bırakır.

DENİZ TİMSAHI (Crocodylus poropus)
Endonezya, Filipinler, Yeni Gine ve Avustralya kıyılarında yaşar. İri ve uzun bir kafa yapısına sahiptir. Arka ayaklarının parmakları arasında perde bulunur. Uzunluğu 3-7 m. arasında değişir. Genellikle deniz çekildiği zaman avlanmaya çıkan bu timsah balık, kabuklu deniz hayvanları, kuş ve küçük memelileri avlayarak beslenir. Akrabası olan Nil timsahı gibi zaman zaman suyun dışına çıkar ve karadaki memeli hayvanlara saldırır. Derisi nedeniyle son zamanlarda sayısı iyice azalmıştır. Endonezya ve Filipinler hükümetleri bu hayvanı avlayan kaçakçılara karşı yoğun bir mücadele vermektedir.

DEV JAPON SEMENDERİ (Megalobatrachus japonicus)
Japonya'nın Hondo ve Kyushu Adaları'daki dağlık bölgelerde bulunan akarsularda yaşayan bu hayvanın uzunluğu 1.50 m'dir. Yeryüzündeki en iri amfibi türlerinden biridir. Bütün ömrünü suyun içinde geçirir ye balık, örümcek, kabuklu hayvanlar, kurtçuk, böcek ve larva avlayarak beslenir. Üreme mevsiminde suyun daha hızlı ve oksijen miktarının daha yüksek olduğu bölgelere çekilirler. Dişi semender ağustos ve eylül aylarında yumurtalarını suya bırakırlar ve bu yumurtalar erkek tarafından döllenir. Yumurtalar iki ay sonra açılır ve 3 yıllık bir metamorfoz döneminin sonunda yavru semenderlerin boyu 20 cm'e ulaşır. Japon semenderleri 40-60 yıl kadar yaşarlar. Bazı örneklerinin 82'i yaşına kadar yaşadıkları görülmüştür. Japonya'da bu hayvan "özel doğa şaheseri" olarak kabul edilmekte ve korunmaktadır.

GÖZLÜKLÜ KOBRA (Naja naja)
Güneydoğu Asya'nın en ünlü ve en yaygın yılanı olan gözlüklü kobranın boynunun genişleme yeteneği öbür türlerden çok fazladır. Pakistan, Hindistan ve Seylan'da yaşayan bu türlerde başta gözlüğe benzer bir işaret vardır. Pek saldırgan olmamakla beraber ısırığı öldürücüdür. Erişkinlerin boyu 1-1.5 m. olan gözlüklü kobra, karanlıkta çok iyi görür. Özellikle fare, kuş ve yumurtalarıyla beslenir. Kışın çiftleşen bu tür ilkbaharda 1-2 düzine yumurta yaparlar. Dişi ile erkek ailelerini savunmak için bir arada kalırlar.

HİNT TİMSAHI (Gavialis gangeticus)
Hindistan ve Seylan'da çok yaygın olan Hint timsahı, Ganj, İndus, Mahanadi ve Brahmaputra nehirlerinin tatlı sularında yaşar. Su çekilince, ya kendini çamura gömer ya da daha elverişli bir yer bulmak için dolaşmaya başlar. Erişkinlerin uzunluğu yaklaşık 7 metreyi bulur. Hint timsahları genellikle kuş, balık ve küçük memelilerle beslenir ve insana çok saldırmazlar. Yağmur mevsiminde, sayıları 35-40 arasında değişen yumurtalarını kumlu ırmak kıyılarında kuma gömer. Yumurta yaklaşık 70 gün sonra çatlar ve içinden uzunluğu 25 cm.'i aşmayan bir timsah yavrusu çıkar. Hindistan'da kutsal bir hayvan olarak nitelenir.

MALEZYA KAPLUMBAĞASI (Malayemys subtrijuga)
Tayland, Vietnam, Kamboçya, Malakka Yarımadası ve Java Adasında yaşayan bu hayvanın kabuğunun uzunluğu yaklaşık 20-35 cm'dir. Kabuğu her iki tarafta üç ana bölüme ayrılmıştır. Genellikle gündüzleri aradığı bitkiler ile beslenir ancak çok iyi bir yüzücü olduğu için zaman zaman suya dalar ve böcek, kurtçuk ve küçük su kabuklularına da avlar. Dişi, yumurtalarını su kenarlarındaki kumlu toprakların arasına gömer. Bu hayvanın dikkat çekici bir başka anatomik özelliği ise kafasının ortasında sarı bir çizgi bulunmasıdır. Malezya'daki aşırı kentleşme nedeniyle, uygun ortamını yitirdiği için sayısı hızla azalmaktadır.

SİNGAPUR GEKOSU (Gekko gecko)
Genellikle 40 cm'i bulan uzunluğuyla aynı ailenin diğer türlerinden daha uzun bir sürüngendir. Güney Doğu Asya'nın ve de özellikle Singapur Adası'nın ağaçlarında ve kayalık yörelerinde yaşar. Gündüzleri yuvalarına saklanan bu hayvanlar gece av aramaya çıkarlar. Oldukça gelişmiş tırnak yapılarıyla avlarını yakalarlar. Genel olarak böcek, örümcek, kırkayak, küçük fare ve daha küçük gekoları avlayarak beslenirler. Dişi geko her keresinde 2 yumurta yapar. Singapur'da yaşayan ve halk arasında "Tokai" adı verilen geko dışında diğer gekolar kesinlikle saldırgan değillerdir. Sadece Singapur gekosu sinirli bir kişilik gösterir ve kendine özgü bir ses çıkarır. Yerli halk, gekoların yeni doğan çocuklara şans getirdiğine inanır.

SUYILANI (Herpeton tentaculatus)
Tayland, Kamboçya ve Vietnam'da yaşayan bu suyılanının uzunluğu 70-80 cm.dir. Rengi kahverengiye çalan sarıdır. Bölgenin nehir ve göllerinde yaşar, ama tuzlu sularda da rastlanır. Çok hızlı hareketli bir hayvan olan bu yılan balıklarla beslenir. Dişi, her keresinde 10-20 yavru yapar. Kafasının önündeki dokunaçlardan biri radar görevi görür; diğer ise çıkardığı sesle avı kendine çeker.

TIRNAKSIZ GEKO (Teratoscincus scincus)
Orta Asya'da yaşayan bu geko, genellikle küçük ağaçların ve otların arasında dolaşır. En tipik özelliği tırnaklarının olmamasıdır. Uzunluğu 80 cm. olan bu hayvan gün boyunca yuvasında dinlenir ve akşamları çıkıp örümcek ve küçük böcekleri avlar. Haziran ayında dişi geko, 2 yumurta yapar ve yavrular yumurtadan birkaç hafta sonra çıkarlar. Gekoların geçmişinin 150 milyon yıl öncesine kadar gittiği tahmin edilmektedir. Bu hayvanlar 83 aileye ve 670 alt türe ayrılırlar. Teratoscincus türü genellikle 4 alt türe ayrılır ve tümü Orta ve Güney Asya'nın yarı kurak bölgelerinde yaşarlar. Timsahlarla birlikte gekolar ses çıkarmayı başaran tek sürüngenlerdir.

 

ASYA'DA YAŞAYAN MEMELİ HAYVANLAR

ALTIN MAYMUN (Rhinopithecus roxellanae)
55-85 cm. uzunluğundan başka 60 cm.lik de bir kuyruğu olan bu maymun, Çin'in dağ ormanlarında yaşar. Dişisi, erkeğinden biraz daha küçüktür. Kışın, 70 bireylik bir grupla ormanlarda yiyecek arar. Genellikle besin maddelerinin bol bulunduğu yazın ise, grubun sayısı 300'e kadar çıkar. Bölgede neredeyse 1000 yıldır uzun tüyleri nedeniyle avlanan bu maymunların postu kürklü giysilerin yapımında kullanılmaktadır. Günümüzde de yaşam alanının giderek sınırlanması nedeniyle başka bir tehlikeyle karşılaşmıştır. Vahşi ortamı dışında, örneğin hayvanat bahçelerinde pek uzun yaşayamayan bu primatın 3000-4000 kadar örneği kalmıştır...

AMUR (ASYA) LEOPARI (Panthera pardus orientalis)
Sibirya, Çin ve Kuzey Kore'de çok az sayıda kalan bu memelinin ağırlığı 45-90 kg'dir. Türünün diğer cinsleri gibi albenili postu nedeniyle geçmiş yıllarda çok sayıda avlanan bu hayvan, çöken SSCB ekonomisinden de etkilenmiştir; yaşadığı ormanlar özelleştirilmekte, dolayısıyla ağaçlar kesilerek yaşam alanı daraltılmaktadır. Tıpkı Sibirya kaplanı gibi çok azalan Amur leoparının bugünkü sayısı 300'ün altındadır. Bu nedenle Rusya-Çin sınırında bir rezerv bölgesi ayrılması için çalışılmaktadır. Yaşam biçimi de Sibirya kaplanıyla benzerlik gösterir.

ORGALİ (Ovis ammon)
Çift tırnaklıların en büyük türlerinden bir tanesidir. Erkeklerin yüksekliği 1.25 m, ağırlığı ise 230 kg'dır. Dişi erkeğe oranla küçüktür ama boynuzları daha biçimlidir. Genellikle Altay Dağları'nda ve Batı Moğolistan'da yaşarlar. Bu vahşi keçi, ot, yeşillik ve ağaç yapraklarıyla beslenir. Dişi, her batında bir, ender olarak iki yavru doğurur. Argalinin evcil keçinin atası olduğu kabul edilmektedir...

ASYA BABUNU (Papio anubis)
Güney, Güneydoğu Asya'da yaşayan bu primatın erkeğinin boyu yaklaşık bir metre, ağırlığı ise 22-50 kg. arasındadır. Kuyruğunun uzunluğu 70 cm'yi bulur. Daha çok kayalıklarda dolaşan bu hayvan, 12-300 kişilik gruplar oluşturur. Meyve, ağaç kabuğu ve küçük omurgasızlarla beslenirler. Ancak, güçlü yetişkinler, keçilere ve küçük geyiklere de saldırırlar. Dişi, her keresinde bir yavru yapar ve onu iki ay karnına bağlı olarak taşır. Grup içinde gerçek bir hiyerarşi vardır; dişiler yiyecek ararken, erkekler güvenliği sağlar. Düşmana tüm erkekler aynı anda saldırdığı için leoparlar bile bu maymunlara bulaşmaktan çekinirler.

ASYA DEVESİ (Camelus bactrianus)
Çift hörgüçlü deve adı da verilen bu tür, Çin ile Türkistan arasındaki bütün Orta Asya'nın hayvanıdır. Bu yük hayvanlarından meydana gelen bir kervan saatte 3-4 km. hızla yürüyerek günde ortalama 48-50 km. yol alır. Her deve yaklaşık 200 kilo yük taşıyabilir. Hörgücünün tepesine kadar 2.10-2.15 m. boyunda olan bu hayvanın orta uzunlukta ve kalın bacakları vardır. Vücudunun üzerindeki tüyler tek hörgüçlününkinden daha uzun olduğundan yurdunun daha soğuk olan iklimine karşı koyması kolaydır.

ASYA FİLİ (Elephas maximus)
Asya fili, Afrika filine oranla daha küçük olur (en fazla 3 m.). Kulakları daha ufak, üçgenimsi, hortumunun ucu tek loptur. Erkeklerin savunma dişleri ince, uzun ve Afrika filinkinden daha hafiftir. Azı dişlerindeki kabartılar uzun şerit şeklindedir. Fillerin renkleri açık gri ile siyah arasında değişir. Doğada serbest olarak dolaşan bir fil günde 500 kg. kadar taze ot yer. Filin ömrü yaklaşık olarak 85 yıl gebelik süresi 21,5 aydır. Hayvanat bahçelerinde de üreyebilir. Yeni doğan fil yavrusu 1 metre boyunda 100 kg. ağırlığındadır. Asya fili işe daha yatkın ve yumuşak huyludur.

ASYA KIZIL TİLKİSİ (Vulpes vulpes fulva)
Amerikan kızıl tilkisiyle benzerlik gösterir. Genel olarak küçük ve orta boyludurlar. Asya'nın en hemen her yerinde görülür. Kızıla çalan özel renklerinden dolayı bu adla anılırlar. Burunları ve kulakları uzun ve sivridir. Gövdeleri adi tilkiye oranla daha yuvarlak ve daha tüylüdür. Fare, böcek, salyangoz, yılan ve sıçan ile beslenirler. Tilkiler ancak kış mevsiminde çok acıktıklarında kümes hayvanlarına saldırırlar. Tilkiler genellikle ilkbahar ve kış sonunda çiftleşirler.

ASYA KÖPEĞİ (Cuon alpinus)
Güney Sibirya, Çin, Orta Asya, Sumatra ve Java adalarında görülen bu güçlü etoburun kuyruk dahil uzunluğu 1.50 m, ağırlığı 20 kg'dır. Deniz seviyesinden 4000 m. yükseklikteki dağ ormanlarıında yaşarlar. Gündüz ve gece grup halinde avlanırlar. Geyik, vahşi keçi, sürüngen, böcek ve kara kabuklularıyla beslenirler. Dişi köpek, genellikle yükseklerdeki mağaralarda her keresinde 2-9 yavru doğurur. Doğumdan sonra yavrular bir yıl boyunca annenin yanından ayrılmazlar. Asya köpekleri grup halinde yaşarken belli bir liderleri yoktur. Bu nedenle grup içinde bol miktarda kavga görülür. Sayıları iyice azalan bu hayvan şu anda koruma altındadır.

ASYA LEOPARI (Panthera pardus)
Yaşam alanı Afrika'dan Güney Asya'ya kadar geniş bir coğrafya olan bu memelinin uzunluğu 90-190 cm, ağırlığı ise 40-90 kg. kadardır. Dişiler neredeyse erkeğinin yarısı ağırlığındadır. Kedigillerin her türlü doğaya en uyumlu üyesi olan bu hayvan, tıpkı diğer türdeşleri gibi ilginç desenli postu nedeniyle geçmiş yıllarda sorumsuzca avlanmışlardır. Dolayısıyla, gönümüzde koruma altına alınmış hayvanların arasında yer alır. Asya'nın ormanlık ve yeşillik alanlarında yaşadıkları bilinen, ama sayıları belirlenemeyen Asya leoparı, bugün dikkatle korunmaktadırlar...

ASYA TAPİRİ (Tapirus indicus)
Malaya tapiri adı da verilen bu tür, Malakka Yarımadası'nda ve kuzeyde Burma'ya kadar olan bölgelerde yaşar. Omuz hizasında boyu 1.30 m, ağırlığı 300 kg.'dır. Rengi kısmen kirli bir beyaz, kısmen siyah ya da siyahımsıdır. Sulak yerlerde yaşamaktan hoşlanırlar. Bataklıklar veya akarsu boyları toplu olarak bulundukları yerlerdir. Asya tapiri çoğu zaman geceleri hareket halinde olur. İyi bir yüzücüdür. Genellikle yalnız yaşar, ama üreme mevsiminde eş bulur. Dişi, her batında bir yavru yapar. Yaprak, ot, su bitkisi ve düşmüş meyvelerle beslenir...

BABİRUSA (Babyrousa babyrussa)
SIawezi Adası'nda yaşayan vahşi bir domuz türüdür. Bölge ormanlarında dolaşan bu hayvanların ağırlığı 90 kg'dir. Boyları 1 metreye yaklaşır. Geceleri avlanmaya çıkar; yaprak, meyve, tohum ve su bitkileriyle beslenir. Bazen, toprağı kazarak kurt, larva ve böcek de avlar. Genellikle yalnız yaşayan bu hayvan çiftleşme döneminde eş bulur. Dişi, 5 aylık bir gebelikten sonra iki yavru yapar. "Geyik domuz" adı da verilen bu hayvanın bugünkü sayısı belli değildir.

BENGAL KAPLANI (Panthera tigris tigris)
Genel olarak otlaklarda, bataklık bölgelerde ya da ormanlarda yaşayan bu hayvan iyi bir yüzücüdür. Geceleri avlanır. Avları arasında geyik, yaban domuzu ve tavus gibi çeşitli hayvanlar yer alır. Gücünü yitirmemiş iri memelilerden uzak durmasına rağmen fillere ve yaban mandalarına saldırdığı gözlenmiştir. Bazen insanların yaşadığı yerlere yaklaşarak sığırlara saldırır. Avlanma yeteneğini yitirmiş yaşlı ya da yaralı kaplanlar ile yavruları olan dişiler kolay bir av olarak insanı seçerler. Erkekleri dişilerden iri olup, omuz yükseldikleri 1 m'ye varır. Kuyrukları 1m, toplam uzunluğu 3,2 m. dolaylarındadırlar. Ağırlığı 160-300 kg.dır. Sıcak bölgelerde yaşayan Bengal kaplanlarının belli bir üreme mevsimi yoktur. Soğuk bölgelerde ilkbaharda ürerler. Dişiler 113 gün süren bir gebelik süresinden sonra 2-3 yavru doğurur. Yavrular erişkine benzer desende tüylerle kaplıdır ve hemen hemen avlanmaya hazır oldukları iki yaşına kadar annelerinin yanında kalırlar. Dişi kaplan ancak yavruları geliştikten sonra yeniden ürer. Ortalama ömürleri 11 yıldır.

BEYAZ ELLİ GİBON (Hylobates lar)
Güneydoğu Asya ve Sumatra'nın 2400 m. yüksekliğindeki yağmur ormanlarında yaşayan bu maymunun boyu 60 cm, ağırlığı ise 8 kg'dir. Kendi egemenlik alanlarında küçük gruplar halinde yaşarlar. Genellikle bütün günü ağaçların üstünde dolaşırlar ve ender olarak düşmüş meyveleri toplamak için yere inerler. Uzun tırnakları sayesinde ağaç dallarında rahatlıkla asılı durabilirler. Tatlı meyveler dışında böcek, küçük omurgalılar ve kuş yumurtasıyla beslenirler. Dişi, her batında bir yavru dünyaya getirir ve yavruyu ilk iki ay boyunca karnına bağlı olarak taşır. Gibon ailesi çok kalabalık bir tür olmasına karşın, açık renkleriyle diğerlerinden, özellikle de siyah gibonlardan hemen ayırt edilir.

BOBAK (Marmota bobac)
Orta Asya'nın yarı çöl ve kurak topraklarında yaşayan bu kemirgen hayvanın uzunluğu yaklaşık 65 cm'dir. Aile bireylerinden oluşan kalabalık gruplar halinde yaşarlar. Bobaklar, yuvalarını genellikle yüksekçe bir tepenin üzerinde yaparlar. Böylece yağışlı günlerde yuvalarının içine sel sularının girmesini önlerler. Gündüzleri yiyecek aramaya çıkan bu hayvan, bitki kökleri, tohum, meyve, böcek ve kuş yumurtasıyla beslenir. Erkeğiyle birlikte yerin altına kazdığı yuvasında dişi her keresinde 12 yavru dünyaya getirir. Tüm aile kış aylarında, kuru çalı çırpıdan yaptıkları yuvalarının içinde kış uykusuna yatar. Bu uyku sırasında marmotların vücut ısısı 4-8 dereceye düşer. Normalde 16 olan nefes alma ritimleri ise dakikada 2-3'e iner.

BORNEO MAYMUNU (Manfelarvatus)
Ağaç üzerinde yaşayan ve adalıların 'Hollandalı" anlamına 'Elanda" dediği bu maymun, ormanın suya yakın kısımlarını seçer. Yüzmesini bilir ve suyun içinde köpek gibi yol alır. Bir tehlike anında derhal suya dalar ve yarım dakika kadar sonra birkaç metre öteden suyun yüzüne çıkar. Öbür maymunlar kadar hareketli değildir. Bir dalın üzerinde uzun zaman sakin sakin oturduğu olur. Küçük sürüler halinde dolaşırlar. Çok ilginç bir burnu vardır. Burnun ucu erkekte çenenin altına kadar sarkar. Oldukça iridir, ortalama olarak 75 cm. uzunluğunda ve 20 kg. ağırlığındadır. Otçuldur, yaprak ve meyve ile beslenir. Dişiler de erkekler de oldukça kıskançtır. İhanete uğradıklarında vahşi bir tepki gösterirler.

DAMGALI GEYİK (Axis axis)
Hindistan ve Sri Lanka'da yaşayan bu hayvanın boyu 80 cm, ağırlığı ise 45 kg'dir. Orman yakınlarındaki çayırlıklarda kalabalık gruplar halinde yaşarlar. Tehlikeli olduğu için su kenarına yalnız giderler. Dişi, 7 aylık bir gebelik sonunda genellikle 1-2, ender olarak da 3 yavru doğurur. Ağaç yaprakları, çeşitli otlar ve meyvelerle beslenir. 30-44 cm boyunda, dallı boynuzları bulunur. Eti, derisi ve boynuzları nedeniyle avcıların en sevdiği av hayvanlarından biridir. Gerek insanların, gerekse vahşi yırtıcıların baş hedefi olduğundan genellikle geceler yiyecek aramaya çıkar.

DEV PANDA (Ailuropoda melanoleuka)
Çin'in Sı-çuan bölgesindeki çok sınırlı bir bölgede yaşayan bu hayvanın beyaz ve açık kızıl kahverengi tüyleri vardır. Yükseklerdeki ormanlarda yaşayan pandanın boyu 1.50 m, ağırlığı ise 75-160 kg arasındadır. Bambu filizleriyle beslenir. Ama bu arada, küçük balıkları, tavşanları da avlar. Yılın büyük bir bölümünü yalnız geçirir. Çok kısa süren çiftleşme döneminde eş bulur. Dişi, her batında sadece bir yavru doğurur ve 2-3 yıl onu yanından ayırmaz. Kışın karın altına yaptıkları yuvada kış uykusuna yatarlar. Nesli tükenmek üzere olan nadir bir hayvandır. Yüz tane kaldığı tahmin edilmektedir. Uluslar arası örgütlerin desteğiyle, bölgesinde sıkı bir korumaya alınmıştır'

ENTEL MAYMUN (Presbytis entellus )
Pakistan, Nepal, Hindistan ve Sri Lanka'da yaşayan bu maymunun boyu 70 cm, kuyruğunun uzunluğu ise bir metredir. 120 bireyi geçen kalabalık gruplar halinde yaşarlar. Ağaçlarla kaplı dağlık bölgeleri tercih ederler. Yaprak, çiçek, meyve ile beslenirler. Ayrıca böcek de avlarlar. Dişi, her keresinde bir yavru doğurur ve yavru, uzun süre annenin karnına bağlı olarak gezer. Dişi, yavrusunu 12-15 ay boyunca emzirir. Daha sonra, grubun himayesinde büyür. 3-4 yaşına geldiği zaman yavrular kendi gruplarını kurarlar. Bu maymun, Hindistan'da kutsal sayıldığı için kent merkezlerinde ve mabetlerde bol miktarda ve serbestçe gezerler.

GECE MAYMUNU (Tarsius bancanus)
Sumatra, Borneo, Slawezi adalarının tropikal ormanlarında yaşayan bu maymun, adını, geceleri dolaştığı için almıştır. Baykuş gibi çok büyük göz sahiptir. Boyunun uzunluğu 12-14 cm, kuyruğu ise 20 cm'dir. Daldan dala atlamak için kuyruğunu kullanır. Gün boyunca ağaç tepelerinde uyuklayan bu hayvan gece böcek ve kurtçuk avına çıkar. Diğer primat olduğu gibi, dişi her batında tek yavru doğurur ve altı ay boyunca onu emzirir.

GOBİ AYISI (Ursus arctos)
Gobi Çölü ve Moğolistan'ın kurak düzlüklerinde yaşayan bu hayvanın yetişkin erkeğinin boyu 1.70 m, omuzlarının genişliği ise 95 cm.dir. Ağırlığı ise 100-200 kg. arasındadır. Çöl yaşamına çok mükemmel uyum gösteren bu hayvan, yaşadığı bölgedeki otları, çeşitli bitkilerin köklerini ve meyvelerini yiyerek beslenir. Beslenmeye gece serinliğinde çıkar. Gobi Ulusal Parkı'nda titizlikle korunan bu ayının 40-60 tane kaldığı tahmin edilmekte ve bu nedenle çok sıkı gözetim altında tutulmaktadır. Ancak, son yıllarda, Gobi Çölü'nün çevresindeki ekosistemin bozulması, Gobi ayısının geleceğini hayli karartmaktadır.

HİNT ANTİLOPU (Antilope cervicapra)
Hindistan'ın çayırlık bölgelerinde yaşayan bu antilobun yetişkin erkeğinin yüksekliği 85 cm, ağırlığı ise yaklaşık 40 kg'dır. Dişisinin rengi daha açık ve boynuzları çok daha küçüktür. 15-20 bireylik gruplar halinde yaşarlar. Her türlü ot ve bitkiyle beslenirler. Dişi her defa bir yavru dünyaya getirir ve ender olarak ikiz doğurur. Bu hayvanlardan bugün 1500 tane kaldığı tahmin edilmektedir. Batı Hindistan'daki Velavadar Ulusal Parkı'nda koruma altına alınmışlardır. Ancak, civardaki köylerin köpeklerinin saldırısına uğramaktadırlar.

HİNT BUFFALOSU (Bubalus Arnee)
Borneo Adası dahil tüm güney ve Güneydoğu Asya'da yaşayan bu hayvanın yüksekliği 1.80 m, ağırlığı ise 800-850 kg'dır. Göl ve nehir kıyılarında çiftler halinde dolaşırlar. Her çiftin kendi bölgesi vardır. Dişi, her batında bir yavru doğurur ve yavru doğumdan yarım saat sonra ayakları üzerine dikilir. Anne, altı ay boyunca yavrusunu emzirir. Ot, tohum, bambu yaprağı ve su bitkileriyle beslenir. Genellikle sabahın erken saatlerinde ve öğleden sonra besin aramaya çıkar. Günün geri kalan bölümünü su içinde serinleyerek geçirir. Vahşi Hint buffalosu, fillerin bile korktuğu tehlikeli ve saldırgan bir hayvandır. Bengal kaplanı bile, boynuzlarından ürktüğü için ona saldırmaz. Evcilleştirilen buffalolar ise inek ve öküz gibi köylülerin en yakın yardımcısı olurlar...

HİNT GERGEDANI (Rhinoceros unicornis)
Tek boynuzlu olan Hint gergedanı, Assam, Nepal ve Hindistan'ın Bengal bölgesinde yaşar. Yetişkin bir hayvan, 2m boyunda ve 4 ton ağırlığındadır. Bambu ağaçlarının bulunduğu sulak bölgelerde dolaşır ve iyi bir yüzücüdür. Genel olarak çift yaşarlar. Yaşlı erkekler yalnızlığa terk edilir. Bambu dalları, tohum, ot, yeşil bitki ve su bitkileriyle beslenir. Dişi her batında 1, ender olarak 2 yavru doğurur. Geçmiş yıllarda boynuzlarının afrodizyak olduğuna inanılması nedeniyle bol miktarda avlanan bu hayvan günümüzde ulusal servet olarak koruma altına alınmıştır.

MANGUSTU (Herpestes edvvardsi)
Arap Yarımadası dâhil tüm Güney Asya'da, Birmanya ve Sri Lanka'da yaşayan bu hayvan, gerçek bir kobra avcısı olarak tanınır. Boyunun uzunluğu 50 cm. kuyruğununki ise 35 cm'dir. Kayalıklarda ve kumlu topraklarda yaşayan mangust, yuvasını ya toprağa ya da bir mağaraya kurar. Aile bireylerinden oluşan küçük gruplar halinde yaşayan mangustlar küçük kemirgenlerle, böceklerle, sümüklüböceklerle ve kuş yumurtalarıyla beslenirler. Çok hızlı hareket ettikleri için en zehirli yılanlara bile saldırırlar ve ani bir diş darbesiyle kafalarından yaralarlar. Dişi mangust, 12 hafta süren bir hamilelik döneminden sonra 2-4 yavru dünyaya getirir.

KAR LEOPARI (Uncia uncia)
Türkistan dağlarında, Tibet'te, Aral ve Baykal Gölü civarında yaşayan bu güçlü etobur hayvanın ağırlığı 23-41 kg, uzunluğu ise 2,50 m.dir. Kuyruğunun uzunluğu ise bir metreyi geçer. Genellikle 3000-4000 m. yüksekte yaşar, ama kış aylarında daha aşağıya iner. Yalnız yaşar ve sadece kendi egemenlik alanında avlanır. Mağaralara yaptığı yuvasından avlanmak için geceleri çıkar. Vahşi keçi, vahşi domuz, tavşan, tavuk, iri kertenkeleleri ve geyik avlar. Dişi, her batında 1-5 yavru doğurur...

KÜÇÜK PANDA (Ailurus felgens)
Himalayalar'ın Nepal'den Assam'a kadar uzanan bölgelerinde yaşarlar. Uzunluğu 1.10 m. olmasına rağmen bunun 50 cm'si kuyruğudur. Parlak kırmızı renkte, sarı parıltılı, sık, yumuşak ve uzun tüylü, kedi büyüklüğünde bir hayvandır. Küçük hayvanları, böcekleri avlayarak beslenir, fakat meyve, kök ve yumurta da yer. Ağaçlara tırmanır. Genellikle bambu ormanlarında dolaştığı için en tercih ettiği yiyecek maddesi bambu tohumudur. Dişi her batında 1-4 yavru doğurur. Yavruların gözleri 7-9. günlerde açılır. Genellikle yalnız yaşayan ve çiftleşme döneminde eş bulan bir hayvandır. Yavrusunu bir yıl yuvada besler... LANGUR (Pygathrix nemaeus)
Laos, Vietnam ve Hainan Adası'nda yaşayan bu hayvanın boyunun uzunluğu 1.50 m'dir. Bunun yaklaşık yarısı kuyruğudur. Aile bireylerinden oluşan küçük gruplar halinde yaşarlar. Erkeğin birden fazla dişisi vardır. Otobur olan bu maymun, meyve, tohum, çiçek ve taze ağaç yaprağıyla beslenir. Her grubun kendine özgü bir egemenlik alanı vardır ve bunun dışına pek çıkmazlar. Sinirli ve kavgacı hayvanlardır. Dişi, her batında sadece bir yavru yapar ve bir süre onu karnına bağlı bir şekilde taşır...

MALAYA AYISI (Helarctos malayanus)
"Güneş ayısı" da denilen bu küçük ayı, Birmanya, Çin Hindi, Tayland, Malaya Yarımadası, Sumatra, Borneo ve Güney Çin'in bazı kesimlerinde ormanlarda bulunur. Tropikal yörelerdeyse dağlarda ve düzlüklerde yaşar. Rengi siyah olan bu tür, dünyadaki ayıların en küçüğüdür; boyu yaklaşık 1.20 m, ağırlığı 30-70 kg. arasındadır. Tıknaz ve güçlü bir hayvan olan Malaya ayısının tabanları birçok ayının tersine çıplaktır. Ağaçların üstündeki kırık ve eğilmiş dallardan kendine bir yuva kurar ve geceleri yaban arılarını yakalar. Karıncalar, Hindistan cevizinin yumuşak ucu, küçük kemirgenler, kuşlar ve meyveler diğer yiyecekleridir.

MALEZYA OKLU KİRPİSİ (Atherurus macrurus)
Güneydoğu Asya'da ve Çin'de yaşar. Afrika'daki oklu kirpilere çok büyük benzerlik gösterir. Boyu yaklaşık 40cm, kuyruğunun uzunluğu ise 20 cm'dir. Baş, boyun ve karın kısımları sert kıllarla kaplıdır. Dikenlerinin uzunluğu 10 cm'i bulur. Genellikle kahverengi rengindedirler ama karın kısımları daha koyudur. Oklu kirpilerin oklarını fırlattıkları tamamen yanlış bir inanıştır. Bu hayvanların eti çok lezzetli olduğundan, gerek yırtıcıların gerekse avcıların bir numaralı hedefi haline gelmiştir. Oklu kirpiler böcek, kurt, larva ile beslenirler. Bu hayvanlar aynı zamanda otoburdurlar ama ekili tarlalara zarar vermezler. Tam tersine, tarlaları parazitlerden temizlemekte büyük faydaları vardır.

MUNTJAK (Muntiacus muntjak)
Bütün Güney ve Güneydoğu Asya ile Bali Adası'nda yaşayan küçük bir geyik türüdür. Yüksekliği 50 cm, ağırlığı 18 kg.dır. Erkeğinin 15 cm. uzunluğunda tek çatallı boynuzu vardır. Dişisinin boynuzları yoktur. Çok düşmanı olduğu için geceleri ot, ağaç dalı ve yere düşmüş meyve arar. Dişisi, her batında bir, ender olarak iki yavru yapar. Yavru, birkaç gün içinde ayağa kalkar ve annesini izler. Bu geyiğin alnındaki bir bezeden salgıladığı sıvı, yerinin kolayca bulunmasına neden olur.

NİLGİLİ LANGURU (Presbytis johnii)
Hindistan ve Güneydoğu Asya'da yaşayan bu maymunun en tipik özelliği, çok güçlü bir ses sahip olmasıdır. Boyu 97 cm, ağırlığı 9-13 kg'dır. En yüksek ağaçların dallarında, aile bireylerinden oluşan küçük gruplar halinde yaşarlar. Meyve, yeşil yaprak, böcek, kuş yumurtası ile beslenirler. Dişi maymun, her batında bir yavru doğurur ve onu bir süre sırtında taşır. Gibon maymunlarına çok benzedikleri için onlarla karıştırıldıkları da olur. Ancak, diğerlerinden farkı, ellerinin beyaz olmaması ve ikinci ile üçüncü parmakları arasında bir zar perdesinin olmasıdır...

ORANGUTAN (Pongo pygmaeus)
Sumatra ve Borneo'nun 1500 m. yüksek bölgelerinde yaşayan bu hayvan, gorilden sonra en iri maymundur. Orangutanlar tutsak olarak yaşayamazlar. Çünkü insanlardaki hastalıkların çoğu, özellikle akciğer hastalıkları kolayca bu hayvanlara bulaşabilir. Ön ayaklarıyla dallara asılmayı çok severler. Böylece gövdeleri dimdik, sanki havada oturuyorlarmış gibi görünürler. Gece, ağaç üstünde, dallar ve yapraklarla yaptıkları bir düzlükte uyur, bu yuvayı her gece yeniler. Yağmur mevsiminde yapraklar onları yağışlardan korur. Boyu 1.80 m'yi, ağırlığı erkeklerde 100 kg'yi bulur. Kol açıklığı 160-210 cm. arasında değişir. Kolları çok kaslı ve güçlü, başparmakları küçüktür. En sevdikleri yiyecek, tropikal meyvelerdir. Dişinin 230 gün süren gebelik dönemi sonunda doğurduğu yavru, ilk iki yıl bütünüyle anaya bağımlıdır. 8 yaşında ergenliğe erişir, 12 yaşında çiftleşmeye hazır ölür ve 40 yaşına kadar yaşayabilirler.

RHESUS MAYMUNU (Macaca mulatta)
Kan gruplarının ayrılması için yapılan denemelerde kullanılan bu maymun, Güney ve Güneydoğu Asya'da yaşar. Genel olarak akarsu kıyılarında gruplar halinde dolaşırlar. Grubun lideri, en güçlü erkek bireydir. Ortalama 60 cm. uzunluğundadır. Çok hareketli ve oynak olduğu için hayvanat bahçelerinde çok yer alır. Hindular için kutsal kabul edildiklerinden tapınaklara serbestçe girip çıkarlar. Ot, meyve, ceviz, vahşi bitkilerle beslenir. Kandaki Rh faktörünün ismi bu maymunun adının ilk iki harfinden gelmektedir. (Rh+ ve Rh-)

SULKAN (CÜCE PİKA) (Ochotna pusula)
Kazakistan ve Rusya'nın kurak bölgelerinde yaşayan bu hayvanın uzunluğu 15 cm. kadardır. Genellikle tavşana benzer ama kuyruğu çok kısadır. Çıkardığı ses nedeniyle halk arasında "ıslık çalan tavşan" diye da adlandırılır. Koloniler halinde yerin 40 cm. derinliğine kazdıkları galerilerde yaşarlar. Dişi cüce pika, yılda 2-4 kez 7 ile 13 yavru dünyaya getirir. Bu hayvanlar ot ve yaprak ile beslenirler ve yuvalarında 8 kiloya yakın ot depolarlar. Geçmişleri 44 milyon yıl öncesine giden cüce pikaların çok gelişmiş bir duyma ve görme yetenekleri vardır.

TIKNAZ LORİ (Nycticebus coucang)
Assam, Endonezya ve tüm Güneydoğu Asya'da yaşayan bu primatın uzunluğu 40 cm, ağırlığı ise 1,5 kg'dır. En önemli özelliği çok kısa olan kuyruğudur. Gündüzleri uyuyan bu hayvan, gece kendi egemenlik alanında avlanmaya çıkar. Böcek, küçük sürüngenler, küçük kuşları avlar; bunların yanı sıra bambu tohumu, kuş yumurtası ve tatlı meyvelerle beslenir. Dişi, 180 günlük bir gebelik döneminden sonra bir tek yavru doğurur. Yuvasını, ağaçların tepelerindeki kovuklara yapar.

TİBET SIĞIRI (YAK) (Bos grunniens)
Orta Asya'nın yüksek yaylalarında, 6000 m. yüksekliklerde yaşar. Ağırlığı yarım ton kadardır. Burnu kılsız, boynuzları lir biçiminde ve bir metre uzunluğunda, fakat biraz ayrıktır. Bütün vücudu ve gerdanı yere kadar sarkan saçaklı kıllarla kaplıdır. Atınki gibi uzun kıllı kuyruğu vardır. Yak, omuz başında yüksekliği 1.80 m'yi bulan büyük bir sığırdır. Taşıt hayvanı olarak kullanılır. Etinden, sütünden ve yününden faydalanılır. Genellikle yalnız yaşar, ama üreme mevsiminde dişi için diğer erkeklerle dövüşürler... Tibet yaylalarında 300 yıl önce evcilleştirildiği tahmin edilen bu hayvanın sütünün tadı ekşi, ama çok besleyicidir. Vahşi yak, bugün tamamen yok olmuştur.

VAHŞİ ASYA EŞEĞİ (Equus prezevvalskii)
Bazı zoologlar tarafından ayrı bir tür kabul edilir. Ancak Afrika yaban eşeğinin coğrafi yönden ayrı bölgede, Asya'da yaşayan bir çeşididir. Güney Sibirya, Gobi Çölü, Kuzey Hindistan, Moğolistan, Afganistan, İran, Suriye, Irak ve Kuzey Arabistan düzlüklerinde yaşar. Kırmızımsı postunun sırtı boyunca kara bir çizgi uzanır. 1.45 m. yüksekliğinde, 350 kg. ağırlığında bir hayvandır. Erkek, kendine 5-15 dişilik bir harem kurar. Genellikle kuru ot, yaprak, bitki kökü yer. Suya çok düşkündür; bu nedenle, 3-4 gün susuz kalırsa ölür. Dişi, ilkbaharda yaklaşık 45 kg. gelen bir yavru doğurur. Soyu çok azaldığı için son yıllarda hayvanat bahçelerine alınan bu hayvan yeni ortamına çok zor uyum sağlamıştır.

BALIKÇI (VAHŞİ) KEDİ (Felis viverrina)
Güneydoğu Asya'da, Çin'de ve Endonezya'nın bir kısmında görülen bu memelinin derisinin üzerindeki tabaka ile en dıştaki kürkü, onu her türlü soğuk hava şartından korur. Parmak araları yarı perdeli ön ayakları onu müthiş bir yüzücü haline getirmiştir. Yaşadığı bölgenin akarsularında, bu yeteneğiyle balık avlar. Balığın yanı sıra yengeç ve diğer küçük su canlılarını severek yer. Yaklaşık 15 kg. ağırlığındaki bu kedi çok aç kalırsa, kendinden büyük keçi, buzağı hatta köpek gibi kara hayvanlarına da saldırıp onları öldürebilir.

 
Av Sitesi, Winchester, Remington, Beretta, Antoniozoli, Browning, Perazzi, Fabarm, Benelli, Mossberg, Franchi, Sarsılmaz, Huğlu, Ata, Armsan, Akkar, Kral, Arthemis, Akus, Daisy, Hatsan, Optima, Torun, Wizardarms, Hatsanescort, Escort, Hillman, B&P, Sterling, Yavaşçalar, Rc, Zoraki, Ekol, Blow, Yıldız, Barska, Nikula, Kaiser, Fiocchi, Özkursan, Winkel, Reobbok, Karaca, Dam, Ariston, Vatan, Doruk, Safir, Çatüs, Üzümlü, Bernardelli, Av Tüfekleri, Av Yelekleri, Kamp Malzemeleri, Av Fişekleri, Tüfek Dürbünleri, Av Bıçakları, Kurusıkı Tabancalar, Kurusıkı Mermiler, Havalı Tüfekler, Kuş Ve Domuz Savar, Gravür, Süper Poze, Tek Kırma, Çift Kırma, Otomatik Av Tüfeği, Pompalı Av Tüfeği
 
Av, Silah, Av Silahları, Av Tüfekleri, Av Tüfek Fiyatları, Otomatik Av Tüfekleri, Pompalı Tüfek, Havalı Tüfek, Av Tüfek Çeşitleri, Av Tüfek Modelleri, Silah Çeşitleri, Silah Modelleri, Av Silahları Fiyatları, Silahlar, Av Tüfek, Av Tüfekleri Fiyatları, Kuru Sıkı Silah, Havalı Tüfek, Silah Çeşitleri, Silah Modelleri, Av Köpeği, Av Marketi, Silah Satış, Online Av Tüfeği Satış, Av Silahı Satışı, Av Malzemeleri, Av Malzemesi, Av Fişekleri, Otomatik Av Tüfekleri, Av Bayii, Yivli Av Silahları, Av Market, Av Bayi, Yaban Av, Av Silahı, Satılık Av Silahları, Av Silahı Fiyatları, Silah Ruhsatı, Silah Taşıma Ruhsatı, Av Silah, Dürbünlü Silah, Havalı Silah, Silah Dürbünleri, Otomatik Silah, Silah Fabrikaları, Silah Kılıfları, Silah Fiyat Listesi, Silah Taşıma Ruhsatı, Av Silah, Dürbünlü Silah, Havalı Silah, Silah Dürbünleri, Otomatik Silah
Firmamız Hakkında Tanıtım Kataloğu Tanıtım Filmi Online Sipariş İnsan Kaynakları Otomatik Tüfekler
Pompalı Tüfekler Tek Kırma Tüfek Havalı Tüfekler Gravürler Kundak Dekorları Alev Gizleyen
Mobil Şok Tüp + Mobil Şok Silah Ruhsatı Avcılık İletişim Google Harita